 |
| Başlık |
Sezonun
ilk Muskarı |
| Yazar |
Ufuk
KÜÇÜKTURHAN (İskenderun) |
| Tarih |
16
Ekim 2007 |
| Tanım |
Yerel
Rapor |
|
Nerden
aklıma gelirdi ki birkaç hafta önce birbirinden
değerli voblerlerimin olduğu çantamın, bir
aksilik sonucunda gözlerimin önünde sulara
gömüldüğü yerin bana -bunu unutturacak
güzellikte- bir trofe vereceği... Neyse,
geçmişe mazi derler artık, hep biz mi alacaktık
denizden, bu sefer o benden almıştı güzelim
voblerleri.
Uzun zamandır teknik problemlerden ötürü
gidemediğimiz avlağımızdan gelen bir davetiye
haberi, bayram öncesi adeta delice bir sevince
boğmuştu beni. Böyle bir davet geri çevrilebilir
miydi hiç! Gecenin senaryosunu hemen yazıvermiştim
aklımda: daha ev sahibinin e-mail’ini okurken.
Amacım, dev projektörün aydınlığında lüfer
kandırmaya çalışmak, olacaktı. Ne olur olmaz
diye, her zaman yem aldığım balıkçıma da
uğramadan geçemedim. Sürekli kalamar olurdu;
ancak, bu seferkiler bir başkaydı. Sanki
az önce tutulmuşlar kadar taze gözüküyorlardı;
birkaç parça almadan edemedim.
Saat
19.00 sularında geldiğim avlağım, beni hayal
kırıklığına uğratmakta fazla gecikmedi.
Her zaman yanan dev ışıktan eser yoktu bu
akşam. İyi ki kalamar almışım, dedim içimden,
fazla geciktirmeden iki tam boy kalamarı
hazırladığım dip bırakmalarına dikiverdim.
Beklemekten başka yapacak bir şey kalmamıştı
gecenin karanlığında. Ekibimin diğer üyeleri
ise, yaklaşık 100 m. kadar uzağımda köstekli
dip bırakmalarıyla nasiplenmeye çalışıyorlardı.
1 saatin üzerinde bekledim, aşağıdaki kalamarları
belki birilerini yolundan çevirirler, diye.
Yemlere bakmanın zamanı geldi diye düşündüm
bir an, kalamarın bir tanesi hiç bozulmamış
bir şekilde geri gelmişti. .
Diğer takıma doğru yürümeye başladığım anda
misinanın boşalmaya başladığını gördüm.
Oltanın ucundaki ağırlık gerçekten ürkütücüydü.
İlk tahminim bunun bir kaya olduğu yönündeydi.
Aklıma gelen şey başıma geldi ve bana gittikçe
yaklaşan bu gece kâbusu, ani bir manevrayla
iskelenin altına giriverdi. Hele misinanın
sıyırma sesi gelince, sevgili Bahadırcığım
hemen gözlerimin önüne geliverdi. Ancak
ben biraz daha şanslıydım ki gece kâbusu
tekrar açılıverdi iskeleden. Yorulmuş olmalıydı
ki suyun üstüne bembeyaz kuzu gibi yatıverdiği
an, bunun bir kaya olmadığını anladığım
andı. 5,5 kg.lık trofe, artık suyun üstünde
zararsızdı; ancak 4 m. yukarıya nasıl çıkacaktı
bu güzelim iri levrek! Kepçemi bilerek almamıştım
yanıma; çünkü sevgili Nuri’den aldığım en
son kepçe 2,70’lik idi. Başvurabileceğim
tek yol cep telefonu ile ekibe haber vermekti
ve ben de bunu yaptım. Daha telefonumu cebime
koyamadan ekip yanımdaydı. Çok güzel bir
dayanışma sonucunda balığı yanımıza aldık.
İnanılmaz, tek kelimeyle muhteşemdi! İlk
anın heyecanını yendikten sonra hemen Bahadır
ÇAPAR'ı aramak istedim. Bu güzel haberi
ona vermeli, hep söylediği devlerin artık
geldiğini ona müjdelemeliydim. Bahadırcığımla
yaptığım görüşmeyle balığımın bir levrek
değil bir “sarıağız (muskar)” olduğu
kesinlik kazanmış ve çok daha zor bulunan
bir balığı yakalamış olduğum yönünde ki
telkinleri beni daha da mutlu kılmıştı.
Yine belirtmek istiyorum:
Adeta kanatlanıp yanıma gelen sevgili dostlarıma
(Murat AKSOY, Özcan BAHAROĞLU, Erkin
GEDİK) balığı almamda ki yardımlarından
ötürü çok teşekkür ediyorum. Tüm oltaciyiz.biz
camiasına sevgiler,saygılar...
|
 |
oltacı
GÜNLÜĞÜ'nde yayımlanan standart
oltaciyiz.biz site içeriği dışında
ki diğer yazılı ve görsel tüm medyanın
özgünlüğü ve kaynağı yazarının sorumluluğundadır.
oltaciyiz.biz sadece yazar tarafından
verilen "özgündür" bildirimine
dayanarak söz konusu medyayı süreli
şekilde yayımlama haklarına sahiptir.Bu
bölümde yer alan yazılı ve görsel
nitelikteki her türlü medyanın yazarından
ve oltaciyiz.biz'den izin alınmaksızın
ve kaynak gösterilmeksizin kopyalanması,
çoğaltılması başka platformlarda
kullanılması / yayınlanması
5846 sayılı Fikir ve Sanat Eserleri
Kanunu hükümlerine bağlıdır.
|
|
|
 |
Bu
günce ile ilgili düşüncelerinizi oltacıFORUM'da
bizlerle paylaşabilirsiniz.
İlgili konu başlığına  |
|