 |
| Başlık |
Yeniden
Hoşgeldiniz |
| Yazar |
Serkan
YAZICIOĞLU (Ankara) |
| Tarih |
29
Ocak 2008 |
| Tanım |
Yerel
Rapor |
|
Yeniden
hoşgeldiniz...
Tam altı sene önceydi, hiç unutmuyorum
her zaman avlandığım merada en son akya
tuttuğum zaman yağmurlu ve biraz da dalgalı
bir ekim sabahıydı.O günden bu güne tam
altı koca sene geçmiş - onu görmeyeli
ve dokunmayalı altı koca sene. Bizler
ne yapmıştık onları buradan uzaklaştırmak
için diye düşündüm bu sabah. Siz söylemeden
ben anlatayım da dinleyin:
Son akyayı
gördüğüm yıl piyasalara düşmüştü bile
tırıvırı
belası herkes büyük bir merakla alıyordu
onu ve denize sallıyorlardı. Çoğu zaman
ilişkenlere takılıp kopuyordu ve yenisini
alıp öbür sabah yine geliyorlardı, yaşadığım
sahil bölgesi bu altı sene içinde nufusunu
neredeyse on onbeş katına katlamıştı bile.
Artık sahillerde atılan çöplere çöp kutuları
yetmez olmuştu yeni yapılan yüzlerce otel
sonrası zaten topal olan kanalizasyon
sistemleri iyiden iyiye çökmüştü. Yaz
aylarında pislikten ve kalabalıktan denize
girilmez olmuştu, yapılan bilinçsiz avcılık
iyiden iyiye artmıştı. Kimsenin zaman,
tür ve boy yasaklarına uymadığı bir süreçti.
Artan deniz trafiği (ki buna su sporları
denmekte) mazot ve gaz salınımını
inanılmaz derecede arttırmıştı. Ticari
balıkçıların durumu da içler acısıydı:
zaman zaman özellikle geceleri kaçak bir
şekilde avlanan ve Karadeniz'den buralara
gelen trolcüler sarmıştı heryeri. Hatta
hiç unutmuyorum yeni açılan bir otel turistler
rahat denize girsin diye önündeki ileşkenleri,
kayalıkları kepçelerle temizlemişti bunu
duyduğumda neredeyse sinirden ağlayacaktım.
Ticari balıkçı olmamalarına rağmen çoğu
kıyı lokantası o yılın modasına uyup çevirme
yada ığrıp denilen neredeyse kör gözlü
bu ağlardan edinmiş zaten az olan balıkları
yasak zamanlarda bu ağ ile çevirip yavru,
larva, yumurta demeden yakalamaktaydılar
(bu oluşum hala devam etmekte ve önlem
alınmamaktadır). Doğal olarak bu kadarına
pes diyen bir çok balık türü de bu meraları
haklı olarak terk etmişti.
Sabah evden beş buçuk sularında çıkmıştım
elimde 2.70 çift parça spin kamışım, onun
uzerinde 40 kalibrelik makinem ve onun
da üzerinde 0.25 mm Berkley Trilene misina
sarılıydı , uzak erim için bedene bağlı
şeffaf renkte bir sbirolino ve onun ucunda
birbuçuk metrelik kösteğe bağlı mor siyah
9 cm'lik voblerim vardı. Aklımın ucundan
bile geçmiyordu akya
yakalamak hedef balık olarak levrek
vardı aklımda ama ilk yarım saat sonunda
ondan da ümidimi kesmiştim. Biraz olsun
düzelen kanalizasyonlar sayesinde su artık
altı sene öncesi gibi berrak ve temizdi.
Ayrıca tırıvırı
kullanımı bu merada gözle görülür şekilde
azalmaya başlamıştı. Aynı şekilde piyasaya
çıkan dört zamanlı motorlar sayesinde
emisyon oranlarında gözle görülür bir
düzelme ortaya çıkmıştı ve ayrıca Jandarmanın
sıkı kontrolleri sayesinde de çevirme,
ığrıp ağlarını kullananların sayısı iyice
azalmıştı. Tüm bu olumlu gelişmelerin
arasında sırtını suyun üzerinden görebileceğim
kadar sığ bir yerde ilk akya
altı sene sonra yakalanmıştı işte oltama
direnmesinden kendini hemen belli etmişti.
Kıyıya aldığımda ağzından iğneyi nazik
bir biçimde çıkartıp hemen suya geri bıraktım.
Bir
an içimden onu alıkoyarsam sanki yine
buraları terk edeceklermiş gibi bir duygu
yükseldi, sonra aynı bölgeye atışlarımı
sürdürdüm ve 4 tane akya
daha yakaladım. Sanki rüyada gibiydim
3 tanesini daha geri bıraktıktan sonra
en son yakaladığım 40 cm'lik bir tanesini
ve iki tane lüferi
çantama koyarak çocuklar gibi mutlu bir
şekilde evimin yolunu tuttum...
|
|
|