 |
| Başlık |
Mahmuzlu
Camgöz Avım |
| Yazar |
Savaş
DURSUN (Kocaeli) |
| Tarih |
1
Ekim 2006 |
| Tanım |
Yerel
Rapor |
|
Bütün
oltaciyiz.biz tutkunlarına selamlar.
oltacının GÜNLÜĞÜ bölümü için geçtiğimiz
yaz Kocaeli'nin güzel beldesi Değirmendere'de
yakaladığım bir camgözün anısını ilk güncemle
paylaşmak istedim ve bir kaç fotoğraf eşliğinde
kaleme aldım.
Öncelikle mahmuzlu camgöz hakkında biraz
bilgi vereyim. Dünya üzerinde en fazla bulunan
köpek balığı türlerinden biri olan mahmuzlu
camgözün bilimsel adı Squalus acanthias'
dır. Akdeniz, Ege, Marmara ve Karadeniz'de
20 metreden daha derin sularda sürüler halinde
dolaşırlar. Mahmuzlu camgözlerin başlıca
besin kaynakları küçük dip balıkları ve
kabuklular olmakla beraber en sevdiği balık
mezgittir. Mezgit yakalanabilen her yerde
oltaya bir camgöz takılma ihtimali her zaman
vardır.
Mahmuzlu
camgözlerin ortalama boyları 1 metre, ortalama
ağırlıkları ise 6.5 kg' dir. Nadiren 130
cm'nin üzerinde olanlarına da rastlanır.
Dişi camgözler erkeklere oranla daha büyüktür.
Bu güne kadar yakalanmış kayıtlara geçen
en büyük mahmuzlu camgöz 9.1 kg'lik bir
dişidir. Mahmuzlu camgözler ortalama 35
yıllık bir ömre sahiptirler. 12 yaşında
cinsel olgunluğa ulaşan dişi camgözler 24
aylık bir gebelik süresinden sonra 10-12
tane yavru doğururlar. Vivipar türler olan
mahmuzlu camgözlerin yumurtaları anne karnında
geliştiği için yavrular tam gelişmiş olarak
dünyaya gelir. Mahmuzlu camgözün eti yenebilmekle
beraber özellikle Avrupa'da çok tüketilmektedir.
İngilizlerin meşhur menüsü Fish&chips tamamen
mahmuzlu camgözden yapılmaktadır.
Gelelim benim av macerama. Bütün yazı memleketim
olan Amasya'nın yedikır barajında tatlısu
balıkları yakalayarak geçirdikten sonra
okulların açılmasına yakın Değirmendere'ye
döndüm. Tarih 1 Eylül 2005. O mevsimde Değirmendere'de
güzel mezgit yapıyordu. İşin ilginç tarafı
mezgit oltasıyla ufak camgöz yakalandığı,
büyüklerinin ise misinayı kopartıp kaçtığı
kulağıma gelen haberler arasındaydı.
Öğlen saatlerinde 3 arkadaş sandal kiralayıp
mezgite çıkmaya karar verdik. Daha olta
dibe iner inmez bütün iğneler mezgitle doluyordu.
Bir süre sonra artık mezgit çekmekten sıkıldım.
Hiç ümidim olmamasına rağmen bir camgöz
oltası hazırlayıp canlı bir mezgiti iğneye
geçirdikten sonra sandalın bir köşesinden
sallandırdım. Camgöz oltası gayet basit,
0.40 mm misina, 30 gr gezer kurşun ve iri
bir iğneden ibaretti. Çok geçmeden büyük
bir şey benim camgöz oltasına yapışıverdi.
Ne kadar heyecanlandığımı anlatamam, balık
misinayı koparmasın diye neredeyse balığı
santim santim çekiyorum. Nihayet balık yoruldu
ve yaklaşık 1 metrelik o güzelim balık sandalın
yanında belirdi. İşte o an çok önemli bir
şey unuttuğumuzu anlamıştık. Balığı sudan
çıkarmak için kepçemiz yoktu. Mahmuzlarının
ne kadar keskin olduğunu bildiğimiz balığa
dokunmaya da korkuyorduk. En sonunda balığı
kuyruğundan yakalayıp sandalın içine çekmeye
karar vermiştik ki güçlü bir kafa darbesiyle
misinayı kopartıp güzelim balık gözlerimizin
önünde derinlere doğru dalıp gitti. Sandalın
içinde bir hayal kırıklığı hakimdi. Ve inanmazsınız
o gün oltamıza aynı büyüklükte iki camgöz
daha takılmasına rağmen keğçemiz olmadığı
için hiç birini sandala alamadık. Nasıl
bir ruh hali içinde olduğumuzu tahmin edesiniz
artık. Ama yılmadık aksine hırs yaptık ve
ertesi gün sabah saat 4.30 da tekrar balığa
çıktık.
Bu sefer oltalar çelik beden, misinalar
daha kuvvetli ve her şeyden önce kepçemiz
yanımızdaydı. 2 saatlik bir bekleyişten
sonra hayatımın en büyük balığı oltanın
ucundaydı. İnanılmaz güçlü bir balıktı bu.
Misina parmaklarımı kesiyor ve hatta sandalın
balığın çekişiyle kaydığını hissediyorduk.
Kalp atışlarım hızlanmıştı. Ya bu balık
da kaçarsa, ya bir daha oltamıza camgöz
takılmazsa?... Ne yapıp edip bu balığı dışarı
çıkarmalıydık. Yarım saatlik bir savaştan
sonra ben de balık da yoruldu. Ağır ağır
balığı çekmeye başladım ve o devasa hayvan
artık sandalın hemen yanındaydı. Heyecanımız
daha da artmıştı. Bir kaç başarısız denemeden
sonra nihayet balığın kafasını kepçenin
içine sokabildik. Bir elimizle de kuyruğundan
asılıp balığı sandalın içine aldıktan sonra
zafer bizimdi. Bu çok büyük bir dişiydi.
Daha sandalın içindeyken 6 adet yavru doğurdu.
Yavruları hemen livarın içine koyduk. Annesini
yakaladığımız bu yavruların hayatını muhakkak
kurtarmalıydık. Bu küçük yavruların dibe
kadar inemeyeceğini düşündüğümüz için kıyıya
gidip yavruları saldık. Suyun içinde fotoğraflarını
çekmeyi de unutmadık tabii.
Kıyıya döndükten sonra hemen balığın ölçümlerini
yaptık. Ne de olsa hayatımın en büyük balığıydı
bu. Balık 128 cm ve 8.5 kg geldi. Yazımı
sıkılmadan okuduğunuz için teşekkür ederim.
Herkese rastgele...
|
 |
oltacı
GÜNLÜĞÜ'nde yayımlanan standart
oltaciyiz.biz site içeriği dışında
ki diğer yazılı ve görsel tüm medyanın
özgünlüğü ve kaynağı yazarının sorumluluğundadır.
oltaciyiz.biz sadece yazar tarafından
verilen "özgündür" bildirimine
dayanarak söz konusu medyayı süreli
şekilde yayımlama haklarına sahiptir.Bu
bölümde yer alan yazılı ve görsel
nitelikteki her türlü medyanın yazarından
ve oltaciyiz.biz'den izin alınmaksızın
ve kaynak gösterilmeksizin kopyalanması,
çoğaltılması başka platformlarda
kullanılması / yayınlanması
5846 sayılı Fikir ve Sanat Eserleri
Kanunu hükümlerine bağlıdır.
|
|
|
 |
Bu
günce ile ilgili düşüncelerinizi oltacıFORUM'da
bizlerle paylaşabilirsiniz.
İlgili konu başlığına  |
|