gizlilikoltacıya MEDYATEST OFİSİweb yayımı hakkındailetişim
oltacı ATLASoltacı REHBERoltacıdan çizgili ANSİKLOPEDİoltacının GÜNLÜĞÜoltacıFORUM
TIRIVIRI savaşıdere tepesizden gelenfly fishingfotoğraf yarışması
ana sayfaya git
Sayfaya girişiniz:
 
Başlık Çatalan'ın Çatısında
Yazar Recep METEOĞLU (Adana)
Tarih 25 Ağustos 2005
Tanım Yerel Rapor
     Tüm olta balıkçılığına gönül vermiş arkadaşlarımıza 'oltaciyiz.biz'den merhaba!
Olta balıkçısı olduğunu düşünen herkese açık olan güzel sitemizin kurucusu değerli ağabeyimiz sayın Bahadır Çapar'a teşekkür ederek ilk güncemi sizlerle paylaşmanın mutluluğunu yaşıyorum. Öncelikle bu çatı altında toplanacak arkadaşlarla saygı, sevgi, dostluk içinde ortak tutkumuz olan olta balıkçılığı maceralarımızı dolu, dolu yaşamak adına uzun bir beraberlik temenni ederim.
Çatalan barajı Adana'dan 40 km uzaklıkta doğa güzellikleri bozulmamış bir doğa harikası. Bir cumartesi günü ben, Murat ve Bahadır Çapar ağabeyimizle birlikte beraber Çatalan barajına balık avlamak ve temiz hava almak için gittik.Giderken gördüğümüz doğa güzellikleri adeta bizi büyülemişti. Yolumuz Çatalan'a bağlı şirin bir köyden geçti. Burada Murat'ın arkadaşı vardı ve sağ olsunlar hatırlarını sormaya durduğumuzda bizi evlerine davet ettiler. Bahçelerinde çeşitli meyve ağaçları vardıki yaz meyvelerinin tamda yeneceği zamandı hani. Hele o inciri dalından koparıp yemesi yok muydu.... Kendi elleriyle açtıkları yufkanın tadı hala damağımda. Mis gibi hava ve manzara eşliğinde, bu doğa güzellikleri arasında incir ve yufka ekmeği bir ömre bedel oldu. O şehrin stresinden, ağırlaşmış havasından, gürültüsünden uzak burada huzur bulmuştum. Gece yakmak üzere yanımıza biraz odun alarak bize gösterdikleri misafirperverlikten mahcup ve memnun olarak avlanacağımız meraya doğru hareket ettik.
Barajın içine indiğimizde çok güzel bir koya geldik. Eşyalarımızı avlanacağımız yere indirip,yerleşmeye başladık.Ancak koy boyunca kıyıdan yaklaşık 6-7 metre ilerisine kadar olan bölgede ki yoğun ot birikmesi ve yüzümüze esen kuvvetli rüzgar daha avlanmaya başlamadan canımızı sıkmıştı. Ama yapacak bir şey yoktu Bahadır ağabeyle daha uygun bir yer bulmak için kıyıda batıya doğru yürüdük ve bir parça daha iyi bir alan buldukta. En az ot olan yere yerleşmeye çalıştık. Oltalarımızı hazırlamaya başladık. Ben çok hevesliydim, çünkü balık tutmak benim için bir tutku haline gelmişti. Bahadır ağabeyim takımlarını hazırlarken dikkatle onu izliyordum.Çünkü daha önce böyle bir sistem görmemiştim.Üçlü bir çatal sistemi kurdu ve sonra kamışlarını üzerine yerleştirdi. Merakıma karşılık her zamanki sevecenliğiyle bana bu sistem hakkında bilgiler verdi ve bekle bugün nasıl iş yaptığını göreceksin dedi. Her kamış için ayrı ayrı elektronik bir ses cihazı vardı ve hepside aynı zamanda birbirine bağlıydı. O kadar hassastılarki en ufak bir balık vurmasında çıkardığı ses tüm duyularınızı hemen uyarıyordu, bu elektronik sistemli düzenek çok hoşuma gitmiş hayli ilgimi çekmişti..
Ben bir umutla '' sudak'' oltalarımı hazırladım. Yem olarak sahte prenses ve yeşil kurt sasi taktım. Takımı atıp çekmeye başladım, fakat karşımızdan esen rüzgar hala şiddetli olduğundan pek randıman alamadım. Yanımıza solucan ve ekmek içi, mısır unu falan almıştık. Murat'ta köyden gelirken Bahadır ağabey isteyince bir torba buğday almış getirmişti. Buğdayları avlandığımız kıyı boyunca suya atmaya başladı. Sazan balığının buğday kokusu alarak kıyıya yaklaşmasını sağlamak amacıyla bu işlemi yapmıştık. Bahadır Ağabey arka planda kalan ve kıyıya kadar inen tarlaları bana göstererek bunun işe yarayacağını ve balığın bu tadı bildiğine inandığını ve geleceklerini söyledi.
Hava artık yavaş yavaş kararmaya başlamıştı. 3 - 4 saat geçmesine rağmen hiç balık tutamamıştık. Ama her benzer maceramızda yaşadığımız gibi en ilginç olan anlardan ilkini yine Bahadır ağabey gerçekleştirdi. Sessizce eline uzun kepçeyi alışını gördüğümde bir tuhaflık olduğunu hissetmiştim. Kepçeyle yavaşça oturduğu yerden kalktı sessiz sessiz suyun kenarına doğru gidiyordu.Bende meraklı gözlerle arkasından bakıyordum. O sıra önce inanılmaz yavaş bir şekilde kepçeyi suya resmen yatırdı ardından şimşek hızıyla sudan çıkardı. Birde ne göreyim yaklaşık boyu 35 cm olan bir sazan oynuyordu kepçede. Belli ki ne olduğunu oda anlamamış nasıl birine enselendiğini bilememişti. Oltaya düşüremediğimiz balık kepçeyle yakalanmıştı. Şok olmuştum. Derken Murata tatlı yollu takılan ağabeyimizin sözüyle gülmeye başladık: "Madem bu kadar kıyıya döktün buğdayı bir saattir niye en uzağa atmanın derdindesin kepçeyi al nöbete dur şurda". Bravo ağabey :)...

    Hava tamamen kararmıştı hafif bir ay ışığı ve rüzgar eşliğinde neskafelerimizi içmeye başladık. Bulunduğumuz yerin hemen arkasında eski bir mezarlık varmış, bende sonradan öğrendim.Biraz ürpermedim desem yalan olur herhalde.Ama Murat arkadaşımız bendende beter ürpermiş olmalı ki ufak su dökmek için yanımızdan ayrılırken yüksek sesle konuşarak ve ıslık çala çala gidip gelişinden cesaretin doruklarında gezindiğini anlayabiliyorduk :).Tam o sırada birden o güzel sistemden tiz bir ses çıkarak karanlığı kesti. Bahadır ağabey hemen yerinden kalktı sakin şekilde oltayı eline aldı, sanki hafifçe onu dinledi ve sonra kısa ama sert bir tasmalamayla çekmeye başladı. Gecenin içinden kıyıya mükemmel bir balık daha gelmişti işte. İyice heyecanlanmıştım ve bu eşsiz bir zevkti gerçekten.
Getirdiğimiz odunlardan büyük bir ateş yakmıştık,köz haline gelen ateş üzerinde güzel bir sucuk ekmek ziyafeti yaptıktan sonra kendimize geldik. İçtiğimiz çayda içimizi iyice ısıtmıştı. Çay faslımız çok komikti: tam çayı demleyeceğiz baktık çay yok haydaaa...... unutmuşuz. Kısa çöp Muratındı ve doğru köye. Tabi yine ıslık ve birbirinin tekrarı türkülerle... Neyse çay geldi demlendi, bardaklara konuldu bu sefer şeker yok. Artık sinirimizden gülmeye ve Murat'la ben birbirimizi suçlamaya başladık. Neyse ki tekrardan şeker sorunu çözülünce yatıştık.Tam o sırada Murat arkadaşımızın yer oltasının zili büyük bir sesle çınlamaya başladı,hemen koşarak misinayı çekmeye başlamıştı ki balık önümüzdeki otun arasına girmiş olsa gerek takım 3 metre önümüzde takıldı kaldı. Balık bir türlü gelmiyordu. Sonuç olarak balık kaçmıştı. Murat o kadar öfkelendi ki ağzına geleni söylemeye başladı. Söylenmesine güleceğim ama gülemiyorum, zor tutuyorum kendimi...
İlk defa benim oltamında zili çalmaya başlamıştı. Ağırca sardığğımı makara bana 20-25 cm.lik bir sazan getirmişti. Tekrardan oltama solucan takıp suya attım, daha atar atmaz misinanın boşluğunu sarmadan balık vurdu, ama alamadım. Arka arkaya hep aynı yere atıyordum ve hep aynı şey oluyordu. Bahadır ağabey balığın merkezini buldun, ama bir türlü alamıyorsun diye şaka yollu takılmaya bile başlamıştı ya belli ki onun da tuhafına gitmişti. Düşünün bir; oltanız suya düşüyor ve daha boşluğunu alırkan küt küt vuruş alıyorsunuz ama nafile. O gün sabaha kadar 25-30 adet sazanı tutmuştuk, yorgunduk, mutluyduk, tabi biraz da uykulu. Gün ışıdığında ilk iş olarak livarda biriken balıklarımızı kıyıya alıp küçük olanlarını suya geri saldık. Bu çok zevkliydi yani tutyorsun, zevkini sonuna kadar alıyorsun ve sonra büyüklerini ayırıp gerisini salıyorsun. Bahadır ağabeyimizin sözü hep kulaklarımızda: "sofrada artacağına bırakalım suda artsın!"

     Sabah saat 10 civarı yavaş yavaş toplanıp Adana'ya dönmek üzere yola çıktık. Yol boyunca sabahlamanın verdiği yorgunluk olmasına rağmen şen şakrak bir şekilde yolumuza devam ediyorduk. Bir ara Bahadır ağabey yolda durdu, birde baktık ki yolun ortasında tuhaf bir şey yavaş yavaş yürüyordu. Bahadır ağabey arabadan inip yoldaki şeyi aldı yanımıza getirdi. Meğerse bir bukalemunmuş bana uzattı ben tırstım biraz, çünkü ilk defa bir bukalemunu bu kadar yakından görüyordum. Elinden omuzuna doğru yürürken bende onların fotoğraflarını çektim. Ne güzel bir yaratıktı. Yol boyunca sağımızda solumuzda üzüm bağları vardı,dayanamayıp göz hakkımız olan bir kaç salkım üzümü toplayıp oracıkta yedik. Aç karnına da ne güzel olmuştu. Adana'ya geldiğimizde yol güzergahı olarak ilk önce beni eve bıraktılar. Tuttuğumuz balıklarıda bana verdiler sağ olsunlar. Bu yaşadığımız balık maceramız bende çok güzel bir anı olarak hep saklı kalacak. Neşeli, zevkli, yeniliklerle zengin bir maceram olmuştu. Başka bir balık hikayesinde yeni maceralar yaşamak için en kısa zamanda buluşmak temennisiyle vedalaşıp ayrıldık.O kadar yorgunluk uykusuzluktan sonra akşam önceki gecenin ganimetini yemenin zevkide bir başkaydı, çünkü onları biz yakalamıştık. Daha bir çok maceralarımız oldu ve eminim olacakta. Bunları sizlerle oltacının GÜNLÜĞÜ sayfalarında paylaşmaya devam edeceğim. Sizlerinde benzer güzellikteki maceralarınızla günlüklerde yer alacağınıza inanıyor burada yazmanın keyfini yaşamınızı diliyorum. Bahadır ÇAPAR ağabeyime böyle güzel bir platformu bizlere kazandırdığı iç
in tekrardan teşekkür ediyorum.
"YAŞASIN KIYI BALIKÇILIĞI ".

oltacı GÜNLÜĞÜ'nde yayımlanan standart oltaciyiz.biz site içeriği dışında ki diğer yazılı ve görsel tüm medyanın özgünlüğü ve kaynağı yazarının sorumluluğundadır. oltaciyiz.biz sadece yazar tarafından verilen "özgündür" bildirimine dayanarak söz konusu medyayı süreli şekilde yayımlama haklarına sahiptir.Bu bölümde yer alan yazılı ve görsel nitelikteki her türlü medyanın yazarından ve oltaciyiz.biz'den izin alınmaksızın ve kaynak gösterilmeksizin kopyalanması, çoğaltılması başka platformlarda kullanılması / yayınlanması 5846 sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Kanunu hükümlerine bağlıdır.

© www.oltaciyiz.biz
yazarın kaleminden
Diğer Günceler

        [kronolojik sırayla listelenmektedir]


fotoğraf-1

fotoğraf-2

fotoğraf-3

fotoğraf-4

fotoğraf-5
Bu günce ile ilgili düşüncelerinizi oltacıFORUM'da bizlerle paylaşabilirsiniz.
İlgili konu başlığına
   
 
                            yayınımız şu ana kadar oltacıTRAFFIC kez ziyaret edildi
javascript hit counter