 |
| Başlık |
Levrek
Rüzgârları
5'ten 6'ya |
| Yazar |
M.Tahir
GÜRHAN (Saros) |
| Tarih |
01-02
Eylül / 22-23 Eylül 2007 |
| Tanım |
Dizi-Yerel
Rapor |
|
01-02
Eylül
Levrek
Rüzgârları başlığı artık pehlivan tefrikası
gibi oldu. Ancak hakikaten yapılacak fazlada
bir şey yok. Benim avlandığım merada ben
bugüne kadar kuzeyden esen rüzgârlarda hiçbir
şekilde sinarit tutamadım... Bu sinarit
tutamadım lafından nefret ediyorum, ama
gerçekte bu. Her hafta sonu bende bir heves
bir heves hafta sonu hava durgun olacak
hatta ve hatta önce birkaç gün lodosla balık
körfezin en dibine kadar gelecek, sığ sular
bile lodosla ısınacak, sonrasında dümeni
bozmayacak şekilde hava yatacak, sinolar
deli gibi sağa sola saldıracak...
Cuma gecesi geç saatte arabanın kapısını
açıp aşağıya daha inmeden acı gerçek karşımdaydı...
POYRAZ... Cuma günü yaprak kımıldamayan
deniz ne oldu sana ne oldi boyle? Neyse
yapılacak fazlaca bir şey yoktu... Acilen
çevreden tatilde olan, orada yaşayan birkaç
dostumu arayıp yemlik balık durumunu sorduktan
sonra ilarya tutmak levrekten daha zor cevabını
da alınca sabah saat 9.00 kadar süren deliksiz
bir uyku çekmek en güzel uğraş haline gelmişti...
Sabah yıldız - poyrazla dans ediyordu hafif
hafif ve yerini lodosa terk etmeye hiç gönüllü
değildi. İşin tek iyi tarafı kıyılarda takım
çekmeyi engelliyecek ot olmamasıydı. Balıkçı
dostumun livarında bir iki tane ispari vardı.
Onları da benim livara atıp üç dörtte kalem
zarganayı aralarına karıştırıp pek iştah
kabartmayan bir levrek menüsü hazırlamış
ve iki takım suda gezmeye başlamıştım. Yaklaşık
2 saat sonra iki takım aynı anda hemen hemen
aynı şekilde ve aynı şiddette sarsılarak
cırlamaya başladı. Aklıma ilk gelen etrafta
mebzul miktarda bulunan tekir ağlarından
birine girdim oldu. Ancak hem etrafta şamandıra
yoktu hem zaten 1,5 metre derinlikteydim,
hem de elimi attığım ilk takım kafa atıyordu...
Tekir ağları kafa atmayacağına göre bu levrekti
hem de iri bir levrek pardon yani İRİ İKİ
LEVREK...
İki takımı da teker teker tarttım hemen
hemen aynı ağırlıkta iki balıktı. Herhalde
sürü içinden geçerken aynı kalibre iki balık
atlamıştı. Anında aklıma bunların dolaşmaları
halinde kesinlikle misinaların kesileceği
gelmiş ve zaten neredeyse kara kıyıdayken
iyice baştankara yapıp 50 cm suda çapayı
atmıştım. Takımın birinin frenini iyice
gevşetip kamış yuvasına kilitleyip diğer
takım vede kepçe elimde kıyıya atlayıp kumsalda
50 metre ilerden balıkla mücadeleye başladım.
Kısa bir süre sonra göbeğime kadar suda
kepçenin içinde levreğimle tekrar tekneye
koşmaya çalışıyordum. Teknenin içine takımı
ve balığı fırlatıp, çapayı alıp yavaş yavaş
misina sağmakta olan diğer takıma yapıştım.
Yaklaşık 60 -70 metre misina almış olan
balığın üstüne yavaş bir tornistan vede
boşluk vermeden misinayı sararak vardığımda
kepçe diğer elimde hazırdı. Bir iki dakika
sonra iki yakışıklı teknenin içinde bana
bakmaktaydı. Sevinçten ve şaşkınlıktan bağırayım
mı zıplayayım mı karıştırmış olmalıyım ki
sadece pişmiş kelle gibi gülümsüyordum.
Daha sonra biraz canlı yemli biraz Yo-zuri
ve Raglou çekerek avlandım. Birkaç tane
iri ispendek 500-600 gr.lık daha aldım.
Ancak iri balıkların olduğu sürüye ne cumartesi
nede Pazar günü bir daha denk gelmedim.
İki balık toplam 4,5 kg geldi. Bu da benim
hatıralarımda duble kumsal trofesi olarak
yer aldı. Sinaritler yine beni yanıltmadı
ve kuzey rüzgârlarında biz senin zarganalarını
yemeyiz prensiplerinden taviz vermediler.
Güneşi batırana kadar sinoları kandırmaya
çalışsam da sonuç yine aynı oldu...
22-23
Eylül
Artık hafta arasından hafta sonu havanın
nasıl olacağını bilgisayara bakmadan, TV
izlemeden, radyo dinlemeden, telefonla aramadan
bile biliyorum. Yok yok ermiş filan değilim
sadece aptala malum oluyor derler ya öyle
bir şey. Kaç hafta oldu bilmiyorum ancak
kuzey rüzgârı esmeden geçen bir tek hafta
sonu yok gibi. Bir geçen hafta cumartesi
hava durgundu ondada benim işlerim vardı
gidemedim. Arkadaşlarım sinarit avladılar,
bir diğer grup akya yakaladılar Cumartesi,
pazartesi, salı, Çarşamba şahane bir hava
yaptı ben heveslenmedim desem yalan olur.
Sevgili dostum Aygün'de işleri kırmış ekibiyle
balıktaymış. Güzel sinolar yakalamışlar
ve yaptığım telefon görüşmelerinde "şimdi
ara verdik biraz yemek yedik ve yüzdük,
güneşlendik filan demişti. Heves ne demek,
kurtlar oldu parmak boyu, kıpır kıpır...
Perşembeden
hava bozdu. Ne yüzmesi kazaklarımı bile
hazır ettim. Selvi boylu ümitler döndü birer
iğdeye, geçti Borun pazarı sür eşşeği Niğde'ye...
Bayramlıkları başucunda yatan bizim dönem
çocukları gibi yeni kamışım, 100 lb. taşır
ip sarılı yeni çıkrığım elimde cuma gecesi
dışarıda kopan fırtınaya kulak verip bir
mucize olurda sabah hava kalır diye bekledim.
Birazda kadere kadeh kaldırmışım hafiften!
Kötü hava dışarıda, bense evde elimde yeni
oyuncaklarım hayalimde dev akyalar ve sinolar,
Seddülbahir, B.kemikli, Ece limanı, Kömür
vs. vs. vs. sızmışım veya uyumuşum...
Sabah kuş cıvıltıları, pırıl pırıl bir eylül
güneşi, güneyden hafif hafif esen bir meltem
ve ipeklerime hücum eden zarganalar ve o
zarganaları açık sularda yeni takımlarımla
gezdiren ben... derken çalan telefon alarmı
sabah 05:30 kalk diyordu. Abi haksızlık
bu daha yeni uyumuştum pardon sızmıştım.
Bu güzelim rüyada bitmesindi ayrıca tövbe
tövbe... Ve dışarıda yıldız karayel karışık
esen rüzgâra sundurmada perküsyon ustası
gibi sesler çıkaran yağmur taneleri eşlik
ediyordu... Neyse sakin havanın rüyası bile
güzeldi. Ayrıca üşümüştüm galiba zurna gibi
kafayla gece yem tutmak için serpme filan
atmaya kalkışınca... zannediyorum serpme
yerine kendimi iskeleden atmak filan gibi...
Yani durum biraz karışık...
Saros'ta olup yatakta hava kötü diye yatılmaz
diyerek acil bir kahve yapıp kendimi dışarı
attım, daha hava karanlıktı kıyıya inip
denizdeki son duruma bakmak istiyordum yani
gözümü karartıp çıkacaktım denize... Ancak
içimden bir ses ve zonklayan başım bana
çüşşş artık dedi ve ben sandaldan levrek
takımlarını ve kepçeyi alarak eve yollandım.
Tek çare kıyı avcılığı yapmaktı. Bende eve
girip yağmurun dinmesini bekledim. Uyudum,
tekrar sızdım filan gibi... İlerleyen saatlerde
sağ olsun Nail abim onun ufacık sandalıyla
dereye çıktık ve bir iki ilarya ve tekir,
bir tanede ispariyi yemlik olarak livara
koyduk. Denize çıkmak mümkün olmadığında
dere ağzına veya bakla burnuna gidip oralardan
şansımı denemişimdir. Ama genellikle ya
tek tük Levrek vurur ya da ispendek vurur.
Yani kilo ve üzeri levrek artık şansa kalır.
Sadece dereye akan arkın ağzında yavru balıkları
koşturan levrek olabilir. Yeter ki denk
gelsin.
Dere ağzında ki arkın ağzında şapırtılar
levreklerin yemek saati olduğunu söylüyordu.
Kurşunsuz bir takımla canlı ilarya akıntıya
karıştı kısa bir süre sonra ilk vuruş gerçekleşmiş
ancak tasma boşa çıkmıştı. Anlaşılan ispendek
ağabeylerinden atik davranıp kefalı kapmıştı.
Bir iki yem kaptırdıktan sonra cırlayan
takım tüm yorgunluk ve bezginliğin bitişinin
habercisiydi. Son canlı yemde doğru adrese
gidince artık rüzgârda yağmurda fazla etkilemez
olmuştu. Sahte ile iştahsızca yaptığım birkaç
atıştan sonuç alamamış ve başka vuruş olmamış
ve gün iki levrekle kapanmıştı. Pazar sabah
erkenden dere ağzındaydım bu sefer karadan
değil sandaldan ancak yinede denize çıkılacak
hava yoktu. Dereden arkadaşımın küçük kayığı
ile dere ağzına gelmiştim. Ancak yem olarak
sadece iki balığım vardı. Ama birde mor
Yo-zuri vardı ki gaga kırık boyası gitmiş,
yüzü gözü yara bere içindeki sokak kedisi
kılığında. Ancak tuttuğu ispendeğin levreğin
hesabını sorsanız kendisi bile bilmez, onun
sayesinde yine pişmiş kelle durumları yaratıldı.
Şapırtıların dibine yaptığım at çekler (40
yılın dansözlüğüyle) bir iki boş takip ve
sonunda cırlama sesleri ve kepçeyle tanışmalar.
Toplamda 5 levrek yakaladım ve 6.8 kilo
geldi. ikisi mor renkli(sokak kedisi kılıklı)
Yo-zuri ile üçü canlı yem ile tutuldu. Yo-zurinin
dansözlüğüne hayır diyemeyen 7 tane de baklacı
(ufak ispendek) geri salındı. Fotoğraflarda
mor Yo-zuri mag-minnow balığın üzerinde
poz veriyor. Sinarit ve akya yağmurlarını
beklerken yine başımda levrek rüzgârları
esmişti. Şikâyetçi değilim ancak artık millet
güncelerimi okumaktan sıkılacak korkarım...
Sağlıklı ve bol balıklı günler diler, yegâne
platformumuz oltaciyiz.biz'den çok uzağa
gitmeyin derim.
* Yazarımız sinarit
için kısaca "sino" ifadesini kullanmaktadır.
|
|
 |
Bu
günce ile ilgili düşüncelerinizi oltacıFORUM'da
bizlerle paylaşabilirsiniz.
İlgili konu başlığına  |
 |
oltacı
GÜNLÜĞÜ'nde yayımlanan standart oltaciyiz.biz
site içeriği dışında ki diğer yazılı ve görsel
tüm medyanın özgünlüğü ve kaynağı yazarının
sorumluluğundadır. oltaciyiz.biz sadece yazar
tarafından verilen "özgündür" bildirimine
dayanarak söz konusu medyayı süreli şekilde
yayımlama haklarına sahiptir.Bu bölümde yer
alan yazılı ve görsel nitelikteki her türlü
medyanın yazarından ve oltaciyiz.biz'den izin
alınmaksızın ve kaynak gösterilmeksizin kopyalanması,
çoğaltılması başka platformlarda kullanılması
/ yayınlanması
5846 sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Kanunu
hükümlerine bağlıdır.
|
|