 |
| Başlık |
Çok
Mağdur Olduk... |
| Yazar |
Mehmet
B. ALGUR & Yakup AKKAYA
(İstanbul) |
| Tarih |
2006 |
| Tanım |
Yerel
Rapor |
|
İnternet
denen meret sayesinde edindiğim, bir basketbol
takımı kurabilecek yeterlilikte sayıda ancak
maalesef boylarlarda olamayan dostlarımla
fırsat yaratabildikçe çeşitli aktivitelerde
bulunuyoruz, kimi zaman enginlerde kısmetimizi
arıyor, kimi zaman şehrin stresini doğanın
yalnızlığına terk ediyor, kimi zamansa özlemleri
gidermek adına sadece çay'ın demlisini tercih
ediyoruz…
İşlerimin yoğunluğundan dolayı uzun zamandır
katılamadığım için yakınıp dururken geçtiğimiz
hafta artık dayanamayıp işleri bir yana
bırakmak pahasına kendimizi yine doğa ananın
kollarına bırakmak üzere gerekli irtibatları
başlattım. Her ne kadar da aktivitelerimiz
olağan eğlence veya vakit geçirme olayları
olarak algılansa da hemen her defasında
ayrıntılarından dahi olsa vazife çıkartıp
"nafile" olmasından uzaklaştırıyoruz. Tesadüf
bu ya gündeme damgasını vurmuş "Turna gerçeği"
bilinmezi bu defa ki aktivitemize bilimsel
bir mana katmaya aday oldu. Bu bağlamda
konuyu en hızlı ve gerçekçi şekilde sonuca
götürebileceğimiz Terkos'a yönümüzü çevirdik,
maalesef ki takımı toparlayamadık ve sevgili
Mehmet abi ile insanlığa ışık tutma vazifesini
ikimiz üzerimize aldık.
…ve mağduriyetlerimiz
İlk mağduriyet yola çıkmadan başladı bile,
sağolsun Mehmet ağabey bir nefer misali
ben gidene kadar hazırlıkları tamamlamış
dava arkadaşını bekler durumdaydı, sadece
iki kişi oluşumuz dolayısıyla malzeme konusunda
mütevazı davranmaya karar verdik ve yanımıza
sadece zaruri lojistik malzemelerimizi (fotoğraf-5)
aldık. Detaylara girmeye gerek görmüyorum
gördüğünüz gibi ufak tefek ihtiyaçlar işte.
Bütün bu malzemelerin bir kısmını Hummer
jeep'e kalan kısmını ise jeep'in arkasına
bağladığımız 125 Hp lik çift makineli Quicksilver
sürat teknesine yerleştirdik. Yolluk olarak
hazırlanmış domatesli kaşarlı poğaça tostlarımızı
mideye indirip 13.30 gibi yola harekete
geçtik, km ler km leri kovalarken Çatalca'da
tandır ekmeğimizi de alınca bütün hazırlıklarımızın
tamamlandığı düşüncesiyle son durağa doğru
kalan kısa mesafeyi de kat ediyorduk ki
bir mağduriyet daha…
Şehirde eşkıya misali kulaklarını yanlara
doğru dikmiş malum hayvanlar sürüsü yolumuzu
kesti ve etrafımızı kuşattı (fotoğraf-6),
son derece soğuk kanlı bir şekilde tedirginliğimizi
belli etmeden bir süre hareketsiz olarak
beklemeye karar verdik ki sol baş omuzdan
bir çift boynuz darbesi aldık, araç Hummer
olunca tabi ki zarar görmedi, uydu telefonumuzun
dahi çekmediğini anlayınca yanımızdaki acil
yardım fişeğimizi sunroof dan dışarıya doğru
ateşledik ve yardım gelmesini bekledik,
kısa bir süre sonra bölgedeki HKT (hayvandan
kurtarma timi )komandoları yardımımıza koştu
ve acil bir müdahale ile hayvanları göz
altına alarak yolumuzu açtılar. Geç de olsa
su kenarına varmayı başardık, akşamın son
aydınlığından faydalanmak için alel acele
tekneyi suya atıp GPRS de gördüğüm 42,4
km hızla ( çevreye zarar vermemek için makineleri
minimum seviyede kullandık ) Mehmet abi'nin
daha evvel tecrübe ettiği kerterizine vardık.
Baştan da söylediğim gibi fazla vakit kalmadığından
kısa bir süre sonra aydınlıktan faydalanarak
kamp alanımızı düzenlemek için güneşin batışını
arkamıza alarak karaya döndük ve çalışmalara
başladık. Önce aracı rüzgarımızı kesmesi
ve teknik teçhizatımı etrafa afişe etmemek
maksadıyla doğu tarafımıza aldık, akabinde
teçhizatımızı boşaltıp kamp alanını düzenledik.
Mehmet abi bir Gurme misali yemek hazırlıklarına
başladı, yanımızda getirdiğimiz Hindistan'ın
özel çöl kumundan imal yayvan güveç kabına
yine özel olarak bu aktivitemiz için İspanyadan
getirttiği Kaz butlarını özel hazırlanmış
sos ( bu konuda ısrarcı olunmasın, tarifini
açıklamayacağız ) eşliğinde güveç kabına
yayarak USA dan gelme Mexico Jalapeno pul
biberini de ilave ederek ateşle buluşturdu.
Bu arada biz salata için hazırlıklarımızı
yaparken sanki bir anda başımdan aşağıya
kaynar sular döküldü… "patlıcan almayı unutmuşuz"
beni tanıyanlar çok iyi bilir ki patlıcan
olmadan ASLA kampa gitmem, uygarlığa uzak
oluşumuz bir şekilde tedarik etme imkanımıza
engel oldu, bu durum da ayrı bir mağduriyet
konusu olmuş oldu.
Gel zaman git zaman yaklaşık 3.5 saatlik
pişimin ardından Mehmet ağabey artık karnımın
"acıktım..acıktım…acıktım" feryatlarına
dayanamayarak güveci ateşten sadece NATO
nun kullandığı yanmaz özel bir mamul den
imal masaya aldı ve güveç hala kaynar vaziyette
olduğundan soğuması için beklememizi önerse
de karnımın feryatlarına dayanamayarak tandır
ekmeğini kaptığım gibi güvece daldırdım,
Mehmet abi de benim soğumasını beklemeyeceğimi
ve kısa sürede dibini kazıyacağımı anlayınca
bana katılmaya karar vererek tandır ekmeğine
sarıldıysa da 2007 de USD de yapılacak olan
dünya vücut şampiyonasına katılacak olduğundan
küçük bir parça ile yetinmek durumunda kaldı.
Bu arada yemeğin lezzetini biraz olsun ifade
edebilmek adına söylemeden geçemeyeceğim,
Kaz'ın butunu tutup havaya kaldırmaya çalıştığımda
elimde sadece kemiğin kaldığını gördüm.
Bu lezzet deryasının ardından bir de ne
göreyim, üzerimize çökmüş görüş mesafesini
5 mt ye kadar düşürmüş sis'lerin arasıda
ateşin üzerinde yine NATO tarafından geliştirilmiş
"açık havada lojistik ihtiyaçlar" başlıklı
çalışmanın eseri erimeyen çelikten mamul
kahve pişirme aleti. Yaklaşık 1 saatlik
pişimin ardından odun ateşinin isiyle pişmiş
kahvenin tadı tarif edilemeyecek bir düzeye
ulaşmış oldu. Sonrasında takımın çeşitli
üyelerini kandırıp kamp alanına getirtmek
için çeşitli oyunlar uygulamış olsak da
başarı sağlayamadık, ileriki aktiviteler
için laf lafı kovalar ve saat 01.00 gibi
ertesi günün stratejisini kararlaştırmış
şekilde Mehmet ağabeyin özel olarak ilave
ettirmiş olduğu Hummer'in özel yatma bölmesinde
ki -70 dereceye göre üretilmiş uyku tulumlarımızda
yerimizi aldık. Geçmişte yaşanmış bazı güzel
hatıraların üzerinden geçtikten sonra uykuya
daldık.
Sabah 05.30 da ayaklanıp hızlı bir kahvaltı
faslının ardından sabahın sessizliğini muhteşem
bir nefaset içinde yaran Ezan sesine müteakiben
Namazımızı kılıp gerekli teçhizatımızı da
yanımıza alarak kıyıda demirlemiş teknemize
atlayıp akşamdan yörenin balıkçılarından
aldığımız kerterize doğru yola çıktık ancak
akşamki yoğun sis sabah yoğunluğunu arttırmıştı,
kerterizi bir evvelki gün GPRS e kaydettiğimiz
güzergaha göre bulmaya çalışıyorduk ki olan
oldu…. Daha bir evvelki gece sohbet konusu
olduğunda "artık Sefa'ya (Mehmet ağabeyin
oğlu ) hediye edersin" dediğim muhtelif
dünya seyahatleri sırasında 20 yıl evvel
Kanada'dan aldığı şapkasını suya bıraktık,
tüm arama tarama çalışmalarımıza ve onca
teknik teçhizat'ın varlığına rağmen yoğun
sisin kurbanı oluverdik. Bu durum mağduriyetlerimizin
hemen en büyüğüydü… Çok keyifsiz bir andı
gönül yaşanmamış olmasını isterdi, kolay
değil 20 yıl.. ancak yılların deneyim ve
tecrübesi Mehmet ağabeyin her zamanki olgun
edası bu üzücü olayı üzerinden kısa bir
sürede atmasına vesile oldu, akabinde aradığımız
kerterize kısa bir araştırmanın sonucunda
varmış olduk ve 10 kg.lık balığı çekebilecek
özel üretim teçhizatlı oltalarımızı suya
bırakarak avımıza başlamış olduk, kısa bir
sırtının ardından takriben 50 cm den başlamak
üzere çeşitli boylarda balıklarımızı almaya
başladık bile bu durum keyfimizin yerine
gelmesini sağlamış oldu.
Birkaç balığın ardından Mehmet ağabey'in
oltasına yapışan canavar teknedeki suskunluğun
bozulmasına vesile oldu, hemen olayı belgelemek
adına bir elime fotoğraf makinesini diğer
elime de kepçeyi alıp kuzunun kendisini
göstermesini bekledim. Olta tekneye yaklaştıkça
suyun hareketinden endamını belli eder oldu,
kepçeyi suya daldırmam ile fotoğrafını çekmem
aynı anda oldu, ancak balık kepçenin içinden
evet içinden kaçtı (fotoğraf-2)
. Her zaman söylenir ya "kaçan balık büyük
olur" diye, biz bir şey söylemekten ziyade
olayı belgeyle insanlığın yorumuna sunmayı
tercih ediyoruz, bu arada kepçenin çapı
60 cm.dir. Farkındaysanız balığın ağzında
olta yok, yani öyle bir anda fotoğraflanmış
ki… bu kadar olur, ne diyelim kısmeti varmış
daha kuzucuğun. Buyurun size başka bir mağduriyet,
Keyifli geçen bir av gününün ardından sazların
arasına bordalayarak nevalemizi önümüze
alıp açlığımızı yatıştırdık, sonra bir müddet
daha avlanmaya devam etsek de sabahın erken
saatlerindeki gibi verimli bir zaman dilimi
olmadı, akabinde dönüş yoluna hazırlanmak
için karaya dönüp teçhizatımızı toplamaya
karar verdik, yine yaklaşık 42.4 km.lik
bir hızla kamp alanımıza yanaştık, Hummer
genelde doğu bölgelerinde kullanılmak üzere
üretilmiş olacak ki temiz ve kuru hava çalışmasında
sorun yaşattı, hemen bölgedeki LPG kamyonundan
hafif bir ilk hareket yardımı alarak aracı
çalıştırdık ve toparlanmamızı tamamlayarak
yola koyulduk… Evet, bir çok mağduriyet
yaşadık ancak her defasında olduğu gibi
bu aktivitemizi de "nafile" olmaktan uzaklaştırdık.
"Turna gerçeği" konusuna gelince; özel olarak
bu amaç için ürettirdiğimiz İTÜ nün laboratuarlarında
Profesörlerden oluşan bir kalibrasyon heyeti
tarafından onaylanmış Fishmeter (Türkçe
karşılığı Balık ölçer) ve Fishweighter (Türkçe
karşılığı Balık tartar) aracılığı ile insanlığı
gerçek anlamda aydınlatacak yeterlilikte
sonuca vardığımızın rahatlığı içinde yine
insanlığın yorumlarına sunuyoruz.
|
 |
oltacı
GÜNLÜĞÜ'nde yayımlanan standart
oltaciyiz.biz site içeriği dışında
ki diğer yazılı ve görsel tüm medyanın
özgünlüğü ve kaynağı yazarının sorumluluğundadır.
oltaciyiz.biz sadece yazar tarafından
verilen "özgündür" bildirimine
dayanarak söz konusu medyayı süreli
şekilde yayımlama haklarına sahiptir.Bu
bölümde yer alan yazılı ve görsel
nitelikteki her türlü medyanın yazarından
ve oltaciyiz.biz'den izin alınmaksızın
ve kaynak gösterilmeksizin kopyalanması,
çoğaltılması başka platformlarda
kullanılması / yayınlanması
5846 sayılı Fikir ve Sanat Eserleri
Kanunu hükümlerine bağlıdır.
|
|
|
 |
Bu
günce ile ilgili düşüncelerinizi oltacıFORUM'da
bizlerle paylaşabilirsiniz.
İlgili konu başlığına  |
|