-
Hava
burada devamlı ya yağmurlu ya da puslu
olduğu için, her zamanki pardösüm ve
kareli gömleğim.
-
Onun
üstüne de kazak: Üşürüm filan belli
mi olur!
-
Ecnebilerin,
gelişmiş karın kaslarından mülhem olarak
"6-packs" dedikleri 6'lık bir Heineken
seti (beraber gittiğimiz arkadaş
da iki set tedariklemiş Allah'tan!).
-
Tuzlu
fıstık: Biranın yanında reçel alacak
değildim ya canım!
-
Seneler
sonra bakıp "Vay be ne balıklar avlamışım
(pardon, yakalamışım)!" diyebilmek
için bir fotoğraf makinesi ve her balığı
tek tek güverte ederken (jargonu
kaptım be!) görsel'e hapsedebilmek
için de -her ihtimale karşı-
3 makara 36'lık film. O vakitler hâlâ
Nikon F-G kullanırdım; dijital alete
kadar uzanamamıştım henüz.
-
Osmanlı'da
Balıkçılık nam, uzunca bir makale:
Balıkçılığın ve oltacılığın arkeolojisini
ve felsefesini de bilmek lazım, diye
düşündüydüm. Hem, kamışı teknenin yanına
dayayıp (bunun da mutlaka bir özel
ismi vardır ya) balık beklerken
canım sıkılmazdı (meğerse çapari
denen tüylü iğnelerle işlerken beklemek
filan olmazmış: orada öğrendim ben de!).
Hilafım
Varsa...
Lafa yekûn tutayım...
Seyrimiz süresince 3 kez konakladık (demir
mi atmış olduk yoksa!)... Her defasında,
Allah (c.c.) sizi inandırsın (bana
inanmayacağınızı anlamış bulunuyorum çünkü)
7-8 tane kıpır kıpır "uskumru
(Scomber scombrus)" çektim; hani
şu kuyruk yüzgeci çatal yapılı, sırtı
mavi yeşil harelerle vücuduna dik inen
23-35 adet çizgilerle kaplı olup sırt
deseni çok güzel ve göz alıcı olan balıktan
(oltacıATLAS
servisinin öğreten sayfaları sağ olsun!).
Sanımca ve kanımca, iyi bir meraya denk
geldim?!
Toplam sayıyı
da bugünmüş gibi hatırlıyorum: 23 tane!
Hatta, 4 tane de buldum! Etti mi size
(yani bana) 27! Herhalde mis gibi
marihuanayı çekip çekip kafası güzel olan
Hollandalılar düşürmüştü ayaklarımın altına...
Mutlaka, duymuşsunuzdur: Burada o eşek
nanesi gibi kokan meret serbestçe içiliyor;
hatta içmedim diyeni dövüyorlar! (Ama
adam dövmenin ceza-i müeyyidesi var elbette!)
Görsele
Gel!
Yapımcımız
Bahadır Beyefendi, şimdi bu yazı için
-o duru ve berrak Türkçesiyle-
"Bu günceyi görsel malzemeyle destekleyelim."
diyecektir. Diyecektir de benim o günü
resmeden malzemem yok ki şu anda elimde.
O vakitler ikinci (üçüncü de olabilir,
geçmiş gün!) evliliğimden talak ile
meşguldüm ve ne kadar fotoğraf filan varsa
-sağ olsun- bizim "ex", arkadaşlarını
toplayıp görsel bir şölene yakışır şekilde
ve tören ile yakmıştı hepsini!
Ayrıca,
platform'daki görsellere baktıkça: "Aman
iyi ki bir örnek kalmamış!" diyorum ya!
Hemen her fotoğraf, olayın özüne işleyen
bir profesyonellik ve ideal bir sadelik
arz ediyor çünkü. Ama Aygün Başarır isimli
arkadaşımınkiler hariç! Kızma Aygüncüğüm;
kızma! Sen eskiden beri enstantane kadrajlamada
ve netlik ayarında malulsündür... Aygüncüğümün
objektifine ya su sıçramıştır ya da tam
deklanşöre basacağı esnada biri koluna
çarpmıştır onun (hep seni mi bulur
be birader bu tür kazalar!).
Ben
gene de bir görsel malzeme yapıştıracağım
bu yazının yanına. Yanda gördüğünüz fotoğrafın
balıkla-oltayla alakası da şuradan: Rotterdam'daki
bir suni göl olan Kralingse Bos'ta bir
akşam balık kefenlemiştim: onu anlatır!
Özel not: Bizim oralarda, balığı
ak kefenlere sarmalamazsan; yani, yanında
rakı olmazsa o balık hâlâ yaşıyor, farz
edilir de...
|
|
 |
Bu
günce ile ilgili düşüncelerinizi oltacıFORUM'da
bizlerle paylaşabilirsiniz.
İlgili konu başlığına  |
 |
oltacı
GÜNLÜĞÜ'nde yayımlanan standart oltaciyiz.biz
site içeriği dışında ki diğer yazılı ve görsel
tüm medyanın özgünlüğü ve kaynağı yazarının
sorumluluğundadır. oltaciyiz.biz sadece yazar
tarafından verilen "özgündür" bildirimine
dayanarak söz konusu medyayı süreli şekilde
yayımlama haklarına sahiptir.Bu bölümde yer
alan yazılı ve görsel nitelikteki her türlü
medyanın yazarından ve oltaciyiz.biz'den izin
alınmaksızın ve kaynak gösterilmeksizin kopyalanması,
çoğaltılması başka platformlarda kullanılması
/ yayınlanması
5846 sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Kanunu
hükümlerine bağlıdır.
|
|