 |
| Başlık |
Kofana
Paşa |
| Yazar |
Emre
Özgün (Çanakkale) |
| Tarih |
24
Ekim 2006 |
| Tanım |
Yerel
Rapor |
|
www.oltaciyiz.biz
üyesi değerli dostlar. Uzun zamandır yazmak
istediğim ve en sonunda klavyeye dökebildiğim
ilk güncemi sizlerle paylaşmak istedim.
Aslında gecikmiş bir günce ama yine de nostalji
raporlarımız arasında yer alabilir diye
düşünüyorum.
2006
Ekim ayında Ramazan bayramını geçirmek üzere
ailemle birlikte Saroz Güneyli'de ki yazlığımıza
gittik. Arabamın bagajımdan hiç ayırmadığım
takım çantam ve Alba Star kamışımda bizimle
bayramı geçirmek üzere tabii yanımda bulunuyorlardı.
Saroz'un muhteşem denizi beni çağırıyordu
ama benim hedefim hemen önümdeki bakir koylarda
olta atmaktansa, 35 km ilerideki Kilitbahir'di.
Bayram sabahı saat 06.00 gibi Güneyli'den
yola çıktım.
Ana
yola çıktığımda ince ince ama yoğun bir
yağmur başlamıştı. Kilitbahir'e yaklaşık
30 dakikalık bir yolculuk sonucunda varmıştım.
Kale önündeki iskeleye geldiğimde gözlerime
inanamamıştım. En fazla 10 metre uzunluğundaki
iskelede onlarca insan at-çek yapıyor ama
bir kişi bile boş geçmiyordu. Lüferler,
kofanalar adeta havalarda uçuşuyor, amatörler
hem bu akımdan hem de yakaladıkları balığın
bolluğundan adeta zafer çığlıkları atıyorlardı.
Hatta bir ara "yakaladıklarımızı iskeleye
atalım arkadaşlar nasıl olsa balık bol,
paylaşırız" dediklerini bile hatırlıyorum.
Tabii o akımdan ben faydalanamadım çünkü
olta atacak tek bir yer bile yoktu. Biraz
can sıkıntısı biraz üzüntü ile Güneyli'ye
dönüşe geçtim ama yol boyunda o 15-20 dakikalık
akım gözümün önünden bir türlü gitmiyordu.
Eve vardığımda "birşey yok mu?" gibi bir
soruyla karşılaşmak beni iyice üzmüştü.
"Neyse olan oldu artık" diyerek ertesi gün
hazırlıklara hemen başladım.
Elimdeki
Daiwa Princess marka voblerimin kafası üzerinden,
ısıtılmış iğne ile delik açarak içerisine
su soldurup Japon yapıştırıcı ile kapattım.
Voblerin altına iki adet yaprak kıstırmayı
yine Japon ile yapıştırdım. Amacım erimi
arttırmaktı. Tüm hazırlıklarımı tamamlayım
ertesi günü adeta ip ile çekmeye başladım.
Ertesi gün yine sabah erkenden bizimkiler
onuncu uykusunda iken daha hava aydınlanmadan
yine yola koyuldum. Fakat Çanakkaleli oltacılar
geceden geldiği için iskele üzerinde yine
yer bulamadım ama rotayı hemen 300-400 metre
gerisinde bulunan mendireğe çevirdim. Mendireğin
üzeri iskeleyi aratmıyordu ama yinede uygun
ve rahat bir şekilde at-çek yapabileceğim
bir kayanın üzerine konuşlandım ve Alba
3234 100-300 gr atarlı 3.00 metre kamışımı
açarak ucuna gönlümün prensesini iliştiriverdim.
At-çek serüvenimi başlatmak için önümde
artık bir engel kalmamıştı.
Akıntılı
boğaz suları ile voblerimi buluşturduğumda,
bir gün önce vobler üzerinde gerçekleştirdiğim
operasyonun ne kadar doğru olduğunu anladım.
Gerçi aksiyondan bir miktar kaybetmiştim
ama voblerin kaşla göz arasında boğaz çıkışına
gitmesini engellemişti. Buna rağmen voblerim
denizle buluştuğu yerin bayağı bir aşağısından
gelmekte idi. Etraftaki amatörler lüfer-kofana
parça parça almalarına karşın bende henüz
birşey yoktu ama hiç bir yorgunluk hissine
kapılmadan ve ümitsizliğe düşmeden atışlarıma
devam ettim. Emindim deniz beni yalnız bırakmayacaktı
ve bereketinden beni de mahrum etmeyecekti.
Azimle devam ederken beklenen olay oldu
ve ben ne olduğunu anlayamadım. Çünkü oltanın
ucundaki, prensesimi rahatsız etmiyor adeta
ortadan ikiye bölmeye çalışıyordu ama prensesim
sahibi için var gücüyle direniyordu. Kamış
da prensesini denize kaptırmak istemiyor
ve bünyesindeki bütün karbon takviyesiyle
neredeyse "C" şeklini almış haliyle var
gücüyle savaşıyordu. Tabii 50 kalibrelik
makineyi da unutmamak gerek. Sahibinin yıllardır
onu yağlamamasına, bakım yapmamasına rağmen
içindeki tüm dişleri ile kamışa destek oluyordu.
Biraz sonra "Lüfer Paşa" su üzeri yaparak,
suları şapırdata şapırdata bana doğru gelmeye
başladı. Aman Allah'ım o neydi öyle. Gerçekten
büyüktü ve tüm gücüyle hala prensesimi ısırıyordu.
Artık onu sulardan ayırmanın vakti gelmişti.
Kepçem olmadığı için kamışı kaldırdım ve
o kötü ses kulağına gelmedi ama kamışın
aldığı şekil görülmeye değerdi. Büküldü,
büküldü ama prensesinden ayrılmadı. Ben
40 cm'lik kofanamı bacaklarımın arasında
sabitleyip voblerimi keskin dişlerinin arasından
çıkartırken zafer naraları atmamak için
kendimi zor tutuyordum. Prensesim "ben göreve
hazırım" der gibi bana baktığında onu tekrar
sularla buluşturmak için kamışımı tekrar
savurmaya başladım. Yaklaşık 5 dakika sonra
şenlik tekrar başladı ve aynı enstantaneler
tekrar yaşandı. Zevkten adeta dört köşe
olmuştum. Bir süre daha aç-çek yaptıktan
sonra evin yolunu tutmanın zamanı gelmişti.
Dün bana sorulan soruya cevap ise akşam
ızgaranın üzerinde "PAŞA PAŞA" duruyordu.
Saroz, kofana ve muhteşem bir sofra. Daha
ne olabilir ki...
O günün savaşçıları bugün halen benimle
birlikteler. Özellikle Prensesim vobler
kutusunda istirahatını büyük bir keyifle
devam ettiriyor. Şimdi hedef Saroz'un Paşası
levrekte. Prensesim eski ve yeni arkadaşları
ile (Cormoran Bull Fighter Spinnrute,
DAM 830 ATP, Yo-Zuri Magnet Minnow, Crystal
Minnow, TX Minnow, Banax Colias 4.50m Surf+Banax
Helicon 400G, Yo-Zuri Mirage FC) göreve
hazır benim Saroz'a gitmemi bekliyorlar.
Saygılarımla .
|
 |
oltacı
GÜNLÜĞÜ'nde yayımlanan standart
oltaciyiz.biz site içeriği dışında
ki diğer yazılı ve görsel tüm medyanın
özgünlüğü ve kaynağı yazarının sorumluluğundadır.
oltaciyiz.biz sadece yazar tarafından
verilen "özgündür" bildirimine
dayanarak söz konusu medyayı süreli
şekilde yayımlama haklarına sahiptir.Bu
bölümde yer alan yazılı ve görsel
nitelikteki her türlü medyanın yazarından
ve oltaciyiz.biz'den izin alınmaksızın
ve kaynak gösterilmeksizin kopyalanması,
çoğaltılması başka platformlarda
kullanılması / yayınlanması
5846 sayılı Fikir ve Sanat Eserleri
Kanunu hükümlerine bağlıdır.
|
|
|
 |
Bu
günce ile ilgili düşüncelerinizi oltacıFORUM'da
bizlerle paylaşabilirsiniz.
İlgili konu başlığına  |
|