 |
| Başlık |
Editör
Gözüyle Festivaller |
| Yazar |
Cenk
NAYIR (Ankara) |
| Tarih |
05
Eylül 2007 |
| Tanım |
Gezi
- Yorum |
|
Çocukluğumuzdan
beri Festival denildiğinde rengarenk flama
ve afişlerin arasında eğlenen insanların
mutluluk çığlıklarını hatırlamışızdır.
Yaş kemale ermeye başladığından beridir
ki sevinme nidalarımız biraz daha sakin
ama aynı coşkuda devam eder oldu. Üstelik
yaşam içerisinde değerlendirilebilir şanslarınız
arttığında bunu farklı yer ve zamanlarda
hiç de yabancılık çekmeden tatmak ayrı
bir mutluluk oluyor. İşte sizlere 2 ay
içerisinde 2 ayrı festivalden 2 ayrı tat
notları…
Temmuz ayının ilk haftasında Almanya Stuttgart'ta
düzenlenen balık festivaline katılarak
yurtdışında düzenlenen festivallerden
birine tanıklık ettim. Sevgili arkadaşım
Ali Fadıl Altuğ sayesinde bol bol gezme
imkanını yakaladığımız festivalde bizimkilerden
farklı olarak açık denizde yakalanmış
balık türlerinin farklı pişirilme şekillerinin
değişik sunumlarla ikramına eşlik ettik.
Özellikle tropikal bölge balıklarının
özel soslarla pişirilmesi her ne kadar
bizim damak zevkimizle uyuşmasa da sunumun
mükemmelliğini göz ardı etmemek gerekiyor.
Müthiş derecede iştah açıcı görünümde
ki balıklar ise sadece Hamburg limanından
denize sahili olan karasal Alman insanı
için vazgeçilmez ziyafetler arasında yerini
alıyordu. Her standın kendine özgü dizayn
ve personeli vardı. Ancak en dikkat çekeni
ise tüm balık pişiricilerinin hemen yanında
ya bir bira standının ya da şarap standının
olmasıydı. Belli ki aperatif içki eşliğinde
tadımlık balıkları yemek Almanlar ve misafir
festival katılımcılarının en hoşuna giden
şey olmuştu. Yaklaşık 5 gün süren festivalin
akıllarda kalan en enteresan güzelliği
ise yaşlı genç herkesin şarkılar eşliğinde
kendi masaları etrafında ağır sohbetlere
koyulmalarıydı..
Eylül ayının ilk günlerinde ise İstanbul'daki
Şehr-i İstanbul 4. Balık Festivaline
davet edildim. Güzide platformumuz www.oltaciyiz.biz'i
ve topluluğumuzu temsilen orada olmak
ayrı bir keyif ayrı bir lezzetti. Kayınbiraderim
ile çıktığımız festival yolculuğu bizler
için erken başlamıştı. Paşalimanı'ndan
teknemiz Mercan ile çıktığımız Boğaz avında
yaklaşık 3 saat içerisinde 2,5 Kg ya yakın
istavrit yakaladık. Bu festivalin de eğlenceli
geçeceğinin ilk ışıklarıydı. İstanbul'da
olmak, Boğazda ava çıkmak damaklarımızda
tam hoş bir tat bırakırken Samatya'ya
doğru yola koyunduk. Eski Samatya hala
eski rum evleri, ihtiyar ev sahipleri,
kiliseleri ve balık lokantalarıyla değişmeden
duruyordu. Lokantaların bulunduğu açıklıkta
kurulan festival standı canlı müzikler
ile gelenlere hoş geldiniz karşılamasını
doyasıya sunuyordu. Gözler tanıdıkları
ararken ilk önce Av Doğa Dergisi Editörü
Kamil Üçbaş ile kucaklaştık. Ardından
Festival Düzenleme ve Organizasyon Komitesinden
Nasuhi Albulak misafirperverliğini hemen
göstererek bizlere masada ki yerlerimizi
ayarladı. Fatih Belediyesi ve bölge lokantalarının
destekleri ve organizasyonları ile katılımcılara
5000 adet balık ekmek dağıtılması Türk
festival ve yardımlaşmasının en güzel
örneği oldu. Almanya Stutgart'daki festival
ile ilk farklılık burada göze çarptı.
Ardından geziler, slayt gösterileri ve
ilköğretim öğrencilerinin "deniz ve balık"
konulu resim çalışmaları festivali süsleyen
diğer etkinlikti. Havanın kararmasını
müteakip Karadeniz şarkıları ile ünlü
Volkan konak'ın konseri ise bizler için
ayrı bir hava estirdi. Seslerin ulaştığı
tüm ara sokaklar bile şarkılara eşlik
ederek şarkı söyleyen insanlarla doldu.
Asıl güzelliklerin ertesi günü yaşanacağını
bilmemize rağmen o gecenin bitmemesini
ister gibiydik.
Pazar günü festivalin diğer organizasyonları
başladı. Galata Köprüsü üzerindeki balık
tutma yarışması saat 12:00 ye kadar
sürdü. Haliç girişinde mevsim yeni başlamış
da olsa çaparilere takılmış istavritlerin
peşinden oltalara atlayan lüferler sürprizlerin
en güzeli oldu. Ardından yine Samatya
festival alanında toplandığımızda değişik
dallarda balık yemekleri yarışması düzenlendi.
Dünyanın en güzel mutfağı olduğuna inandığım
Türk Mutfağında maharetli aşçılarımızın
elinde pişen balıkların görüntüsü ise
dillere destandı. Balık çorbasından,
ızgarasına, balık dolmasından midye
dolmaya kadar balığın her türlü sunum
ve lezzeti bir aradaydı. Hani derler
ya; "Gönül ne çay ister ne kahve. Gönül
sohbet ister. Çay kahve bahane diye…
bu kadar güzellik arasında en güzeli
dostlarla yapılan koyu sohbetler oldu.
Bu güzellikleri üyelerimiz ile de yaşamak
arzusuyla resimleri ve platformumuz
adına kabul ettiğim "Teşekkür Belgesi"
'ni takdim ediyorum.