gizlilikoltacıya MEDYATEST OFİSİweb yayımı hakkındailetişim
oltacı ATLASoltacı REHBERoltacıdan çizgili ANSİKLOPEDİoltacının GÜNLÜĞÜoltacıFORUM
TIRIVIRI savaşıdere tepesizden gelenfly fishingfotoğraf yarışması
ana sayfaya git
Sayfaya girişiniz:
 
Başlık Babam Bilir
Yazar Cenk NAYIR (Ankara)
Tarih 29 Ağustos 2005
Tanım Ekonostaljik Deneme
     Hepimizin çocukluğunda arkadaşları üzerinde üstünlük kurmak için söylediği bir söylem vardı. ''Benim babam, senin babandan daha güçlü.'' diye. Oysa benim gözümde Babam böyle güç gösterilerinden hoşlanmayan, ama aklını ve keyfini birleştiren biriydi. Ben o cümleyi ''Benim babam hepinizin babasından daha büyük balık yakalıyor.'' diye söylemeyi tercih ediyordum.

     Bu nasıl başladı sizlere anlatayım;
6-7 yaşlarındaydım. Babam en geç 2-3 haftada bir hafta sonları balığa çıkıyordu. Çok komik arkadaşları vardı. Hepsi hafta içi bürokrasinin kalbi olan bu adamlar, hafta sonlarında hakikaten eğlenmeyi biliyordu. Yine böyle günlerden birinin arifesinde babam, anneme beni de götüreceğini söylemişti.Annem hemen karşı çıktı. İçerden tartıştıklarını duyuyor olsam da, içimden babamın annemi ikna etmesini diliyordum. Annem; ısrarla balık sırasında benim ayak bağı olacağımı ve babamın bana bakamayacağını savunuyordu. Babam ise beni çoktan gözünde büyütmüş, delikanlı yapmıştı. Neyse uzun uğraşlar sonucu benimde gitmeme karar verildi. O gece ne bitmez geceydi. Hiç unutmam. Saatin saniyeleri duruyormuş gibiydi. Üzerinden 30 yıl geçmiş olmasına rağmen o uzun gece hafızamda yer etmiştir.
Alacakaranlıkta yola çıktığımızda 5 araba peşpeşe sıralanmıştı. Şimdi Sarıyar Barajına çok yakın olduğunu tahmin ettiğim bir bölgeye ulaşmamız 2 saati buldu. Karınca gibi oradan oraya koşuşan tüm balıkçılar 15 dakikada av sahasına yerleştiler. Nehrin alt tarafına boydan boya bir ağ germişler, hepsi yürüyerek tepelerin ardından olta atarak aşağıya gelmişlerdi. Benim yanımda kalanlar ise kahvaltıyı hazırlamışlardı. Saat 10:00 olmasına karşın babam hala dönmemişti. Herkes birbirinin av bölgesinin nasıl olduğunu öğrenmeye çalışıyordu. Biraz sonra babam tüm kıyafetleri ıslak, ve kucağında battaniyeye sarılı dev gibi birşeyle geldi. Tüm eşyası ıslanmış olmasına rağmen hiçte kızgın ve üzgün görünmüyordu. Kenarlarından sular süzülen battaniyeyi kahvaltı masasının yanına bıraktığında herkesin gözleri yerinden fırlayacak gibi olmuştu. Kenara kadar yanaştırabildiği balığı bir türlü çıkaramamış, bunun üzerine üzerindeki kıyafetleriyle suya girmişti. Kaçırmamak için yaptıklarını anlattıkça tüm balıkçılar kahkahalarla gülüyordu. Sanki dans ediyormuş gibi birbirlerine sarılmışlar, balık çırpındıkça babam daha da ıslanmış. Sonunda olacak gibi değil, babam kenardaki battaniyeyi tuttuğu gibi balığa sarıyor. Artık elleri kaymadan rahat rahat tuttuğu için balık teslim oluyor. Ama işin zor tarafı yeni başlıyor. Bizimkiler tüm bu boğuşma sırasında nehrin alt kısmına doğru da sürükleniyorlar. Sudan çıkabileceği uygun yer olmadığından babam o kocaman balığı ve ıslak battaniyeyi sırtladığı gibi akıntıya karşı yürümek zorunda kalıyor. Ağaç dallarının suya uzandığı yerlerden birinden karaya çıkıyor. Sonra ver elini kamp yeri. Şimdi Kamp yerinde herkes bu kocaman balığa bakıp, babamın omzuna dokunuyorlardı. Bir tür saygı belirtisi gibi bir törendi bu. Saygı da duyulmayacak gibi değildi ki. Boyu 1.60 cm'den, ağırlığı ise 10 kilodan fazla görünüyordu (Tabi eve dönüp mahalle bakkalında tarttıklarında daha da fazla olduğunu anladılar. 1.64 cm 14.850 kg).
Öğleden sonra kimse doğru dürüst av yapmaya gitmedi. Sanki o büyülü havayı bozmamak istercesine herkes tekrar tekrar babama olayı anlattırıyordu. Babam herhalde aynı olayı bir günde 30 defa anlatan tek balıkçı olmuştur. Yakalanan küçük balıklardan hazırlanmış yemek yendikten sonra eve döndük. Bu sefer aynı merasim mahallede başlamıştı. Terzi Özkan Amcanın dükkanının önündeki demirlere kasap çangeliyle asılan balık tüm mahallenin ilgi odağı olmuştu. Şimdi anlıyorum da 1975 li yıllarda insanlar daha bir samimi ve meraklıydılar. ''Bu balığın cinsi nedir?'' sorularından tutun da , ''Ne ile yakaladınız.'' lar, ''Isırır mı?'' sorusuna kadar hepsi sorulmuştu. İnanmayacaksınız ama babam ve arkadaşları kapı önünde gece yarısına kadar hala bu konuyu konuşuyorlardı. Ben ise En büyük balığı yakalayan babanın oğlu olarak babamdan duyduklarımı arkadaşlarıma anlatıyordum.
Şimdi anlatabilecek balık hikayeleri kalmadı gibi. Olta ile balığa giden kalmadığı gibi, balık ta kalmadı. Eskilerin değişiyle…. ''Nerde o eski balıklarrrrr.'' Babalar Günü ve artık Ülkemizde çok az kalan YAYIN BALIĞI anısına .

oltacı GÜNLÜĞÜ'nde yayımlanan standart oltaciyiz.biz site içeriği dışında ki diğer yazılı ve görsel tüm medyanın özgünlüğü ve kaynağı yazarının sorumluluğundadır. oltaciyiz.biz sadece yazar tarafından verilen "özgündür" bildirimine dayanarak söz konusu medyayı süreli şekilde yayımlama haklarına sahiptir.Bu bölümde yer alan yazılı ve görsel nitelikteki her türlü medyanın yazarından ve oltaciyiz.biz'den izin alınmaksızın ve kaynak gösterilmeksizin kopyalanması, çoğaltılması başka platformlarda kullanılması / yayınlanması 5846 sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Kanunu hükümlerine bağlıdır.

© www.oltaciyiz.biz
yazarın kaleminden
Diğer Günceler

        [kronolojik sırayla listelenmektedir]


fotoğraf-1
Bu günce ile ilgili düşüncelerinizi oltacıFORUM'da bizlerle paylaşabilirsiniz.
İlgili konu başlığına
   
 
                            yayınımız şu ana kadar oltacıTRAFFIC kez ziyaret edildi
javascript hit counter