gizlilikoltacıya MEDYATEST OFİSİweb yayımı hakkındailetişim
oltacı ATLASoltacı REHBERoltacıdan çizgili ANSİKLOPEDİoltacının GÜNLÜĞÜoltacıFORUM
TIRIVIRI savaşıdere tepesizden gelenfly fishingfotoğraf yarışması
ana sayfaya git
Sayfaya girişiniz:
 
Başlık Güz Sonundan Kısa Kaçamaklar
Yazar Bahadır ÇAPAR (Adana)
Tarih 27 Kasım - 1 Aralık 2007
Tanım Dizi Rapor
Güz sonunda kısa bir sudak kaçamağı daha (27 Kasım 2007)
Tespit ve Karar
     Kuzeyden esen güz rüzgârlarıyla havalar soğumaya başlayalı 10 gün kadar oldu. Son olarak Payas mansabında, körfezi sırtlayan Doğu Toroslar’ın nasıl beyaza büründüğünü görünce, “sudak”ın zamanı gelmiştir, diye geçirmiştim içimden. İlk denememi mesai sonunda yarım saatlik bir ön kaçamakla cumadan yapmış, toplamda dört balık almış, ikisini 35 cm. ve üzerinde olduğu için, sarı mevsimin ilk göz ağrıları sayıp alıkoymuştum.

İki Gün sonra...
     Pazar günü oltacılarımızdan Rıdvan (Imıl) Bey’in de katılacağını umarak Nuri (Kılınç) Bey ile kıyıda buluştuk. Pek sevdiğim ayakaltı meramda, batan güneşe ve ardından yükselen dolunay'a bakarak kısa sürede zamanın doğruluğunu ispat eden vuruşlar ve sayılarla son etüdü tamamlamıştık işte. Yazık ki hâlâ elimde bulunan sezon rekorunu egale etmenin ve takvim başlangıcını duyurmanın zamanı da artık gelmişti.
(bkz. http://www.oltaciyiz.biz/oltaciforum/index.php?topic=596.msg3948#msg3948)
Kaçamak Anı
     Pazartesi öğlen sonunda ofisimde gerçekleşen malum çerçeveli ve geniş katılımlı muhabbet, mesai bitiminde yarım saatliğine de olsa kıyıya inmeme neden olacaktı. Takım, deseniz zaten bagajda hazır. Otoparktan çıktığımda vakit kaybetmeden set üzerinden yol alarak baraj kıyısına ulaştım. Güneş batmıştı. Lakin gökyüzünün kızıl-mor sirüslerle sürülü hali, ertesinin yağmura gebe olacağını açıkca dillendiren bir günbatımını gölün üzerine aksettirmişti. İlk setin sonunda üç adet en çok 20-25 cmi boyunda “sudak”, “Merhaba!” demiş; ikinci sette sayı dokuza yükselmişti. Hâlâ beni tatmin edecek bir külhana rastlayamamıştım. Gökyüzü iyiden iyiye kararırken, vakit kaybetmeden yükselen ay henüz kızıl aydınlığını aklaştırmadan ilk ciddi temas gerçekleşti. Balık 20 metre açıktan saldırmış ve yemi ardına çıkarmaya çalışmıştı. Hayli gevşek durumdaki ambreyajı kısmaksızın hazzın süresini uzata uzata sudan çıkardığım balık 47 cm. boyu ile tamam, dediğim ilk sudak oldu.
Henüz nefeslenmiş ve takip eden dördüncü ya da beşinci atışımı yapmıştım ki yakın bir diğer noktadan ikinci güçlü vuruşu aldım. Bu kez balık çok heyecanlıydı ve birkaç metrelik mücadelenin ardından yüzeyde sıçramaya, zokadan kurtulmak için heyecan verici şekilde çabalamaya başlamıştı. Bu seri ve pek az rastlanan canlılıkla mücadele veren “sudak”ı kaçırmamak adına ambreyajı biraz daha sıkıp onu uysallaştırmaya çalışmalıydım. O ana kadar ne kadar çok olduklarını fark edemediğim onlarca yeşilbaş ve birkaç “patka”, karanlık su yüzeyinde yaşanan bu olağandışı hareketlilikten rahatsız şekilde homurdanarak açığa çıkmış, belli ki bu durumdan ürken “sudak” tabana dalarak teslim olmaya razı olmuştu. Gelen 43 cm.lik boyuyla biraz daha küçük bir balıktı; ama mücadelesi, öncekinin en az üç misliydi (fotoğraf-1).
...ve Günün Yorumu
Arka kısımda akan trafiğin iyice yoğunlaştığını fark ettiğimde, 30 dakikalık kaçamak planının nasıl 45 dakikaya çıktığını anlamak zor değildi. Keyifliydim. İki balığı aracımın kaputuna koyarak fotoğraflasam fena olmaz diyerek park yerinin en aydınlık noktasında görüntüleme işini tamamladım. Artık eve dönmeli, bir fındıklı kahve içerek bu kaçamağın final ritüelini de tamamlamalıydım.

Sanki dönüyorlardı (29 Kasım 2007)
Sonunda dualarım kabul oluyordu galiba. Özhan (Çolak) ve Nuri (Kılınç) Beylerin sözlü ve yazılı aktarımlarının ardından ağzıbüyük'e (tatlısu kefali) dair dirilen bir populasyon olasılığına olan inancım kuvvetlenmiş, ama kendi oltamın ucunda görünceye kadar erkenden sevinmemeyi yine kendime telkin etmiştim. Akşam suyunda uzun zamandır yoklamadığım -kesinlikle ve hala tenha- bir merayı denemek arzusuyla yola çıkarken amacım belki bir sudak yakalamaktı. Nitekim yarım saat ya kalacak ya kalamayacaktım. Ancak öyle güzel bir günbatımıydı ki izlediğim manzara, uzun bir süre olta atmadan Seyhan'la dimağımı dinlendirdim. Günün sonunda hızla soğuyan kıyıda sıçrayan o iki balığı gördüğümde "acaba mı?" demiştim. Denemeye değerdi. O kocaman açabildikleri, ince dudaklı güzel ağızlarına göre, beğenilerini hesaplayarak yaptığım küt kuyruk sasiyi zıvanadan geçirdiğimde içimde ki umut nasılda artmıştı anlatamam. İlk bir kaç nokta atışı, ama nafile.

 "Olmayacak, dönmediler demek" ki demişken, belki de son olsun diyerek gönderdiğim oltanın ardından gelen o tanıdık asılış; "bu benim olsun, benim, benim" diyerek çekiştiren o güzel varlık mutlak -bu topraklarda ki (en sevdiğim) adıyla- bir ağzıbüyük olmalıydı.
 Ağzı gerçekten büyük müydü?
Hem de nasıl! Şirin mi şirin, ne oldu dercesine bakan bir surat ve 39 santimetrelik boyuna göre kocaman bir ağız. Daha çoğunu denemek istemedim ilk günden, nede olsa birinin sevinci de yeterdi bana.
      İşte özlediğim o balık görmeyi istediğim vatan suyunda...
      Dönüyorlar, bekliyorum, gelecekler, biliyorum (fotoğraf-2).
(bkz. Çukurova'nın kayıp ağzıbüyükleri)

Cuma: Son Etüd (30 Kasım 2007)
 İkinci sezon açılışını yaparak ilan etmemin ardından henüz birkaç gün geçmişti. Gün sonunda gerçekleştirmek üzere planladığım “olağan kısa kaçamaklarım”da edindiğim izlenimler, yeni sezon için uzun soluklu, dizi etkinlikler yapmanın lüzumuna işaret ederken -2007 kasımının son akşamı (30 Kasım Cuma)- iş çıkışı gölün kıyısına bir kez daha kaçmıştım. Yaklaşık dört gündür bulanık bir sema altında kararan bu tatlı su deryası, o gün iyice aydınlanmış, oldukça güzel bir günbatımı ile kıyıda oltasını donatan bu avareye yeni sürprizler hazırlıyordu. İlk atışımla hafif bir ıslık çalarak uzaklaşan yemim, güneşin çoktan battığı o turuncu-mor yansımalar içinde ağır ağır kaybolurken bu kez daha kalabalık bir yeşilbaş topluluğu temkinli şekilde beni izliyordu. Yağmur mevsiminin sonunda gölün seviyesi artık yükselmeye başlamış, sıcak günlerde hayli çekilen sular şimdi santim santim yeniden mevzi kazanıyordu. Kıyının ilk birkaç metresi kuruyarak ölmüş su altı koruluklarının enkazlarıyla kaplıydı. Ancak, geride bıraktıklarını yeniden kucaklayan Seyhan, bu enkazı yüzlerce “karides”e oyun bahçesi yapmayı çok iyi bilmişti. Yaşam denilen şu mücadelenin nasıl her (olağan) yok oluşu bir varoluşun mayası haline getirdiğini görebilmek için, birkaç metre önünüze (suya) bakmak yeterliydi; hatta görmeyi bilen için sözlü izahat dahi fuzuli...

Haberci
     Tahminimden soğuk olan hava hafif bir esintiyle göl yüzeyini gıdıklamaya başladığında ilk haberci gelmişti. Yemi, kocaman iştahına tezat küçük ağzından itina ile kurtararak kendi dünyasına bıraktım. Dedim ya haberci’ydi diye... Görevi, etraftaki ağır sıklet akrabalarına benden haber verip ne heyecan verici/göreni kıskandıran bir oyuncağım olduğunu anlatmak. Birkaç atış sonrasında, küçük bir yer değişikliği ile işe devam ettim. Yeni mevkiinin ilk kabadayısı, aldığı haberin tesiri ile olsa gerek, gördüğü ilk anda yemimi nasıl bir hücumla almıştı. Tam da 43 cm. boyundaki bu “sudak”la oldukça güzel bir başlangıç yaptığımı düşünürken, 52 santim gelecek olan diğer bir balık, sürprizlerin bu kadarla kalmayacağını, her an güncel sezon rekorunu egale edebileceğime işaret eder gibiydi.
Balığı iğneden kurtardığımda yemin sırt kısmının köpek dişleriyle yarıldığını fark etmiş, yeni bir sasiyle serüvene devam, demiştim. Geleli henüz 15 dakika kadar olmuştu; ancak birkaç haberciyi hesaba katmazsak oldukça güzel iki balık yakalayabilmiştim. Yarım saat kadar daha sürem vardı; mükerrer atışlarla kıyılamaya devam... Etkinliğin sonunda alıkoyduğum sudak sayısı beşe çıkmış, boy sıralaması 36, 37, 43, 49 ve 52 cm. olarak şekillenmişti. Beklediğim sürprizi yaşayamamış, günün rekorunu 52 santimetrede bırakmıştım; ama her balığım oldukça özel ve keyifli bir yakalama anı yaşatmıştı bana (fotoğraf-3). Fotoğraf çekimi esnasında çalan telefon ve diğer ucundaki o en güzel balığımın, balamın seslenişi kıyıdaki etkinliğime son noktayı oldukça kesin ve net bir dille koyuyordu:

     Babbaaa del!

     Ertesi gün için son saha etüdü tamamdı, şimdi bir aksilik çıkmamasını umarak yarına hazırlanma zamanı. Küçük termostaki son kahveyi gece şarkıcılarını dinleyerek “sudak” kokan elimle tadına vara vara içtim. Sakın sormayın neyliydi, diye: elbette ki fındıklı!
Cumartesi: Akşam Üstüne Hazırlık (1 Aralık 2007)
     Oldukça erken bir saatte güne merhaba, diyerek balamla hayli dağılmış durumdaki odamızı toparlamaya koyulduk. Gerçi toparlamaktan anladığımızın aynı şey olmadığını zaten biliyordum ya; bir süre nerede yanlış yaptığımı düşünmekle geçirdim. Kamışlar, takım çantaları, mobil durumdaki yelekler, derken akşama kadar bizi oyalayacak materyalle uğraştığımızı anlamak zor olmadı.
Planım 15.00’te yola çıkıp 15.30’da oltamı atıyor olmaktı. Saate son baktığımda 13.50 iken nasıl olmuştu da bir anda 16.10 olmuştu, hâlâ anlayabilmiş değilim. Yine de acele etmeksizin yola koyulmuş, düşündüğümden hayli geç bir saatte kıyıya ulaşmıştım (fotoğraf-5). Henüz aydınlığın egemen olduğu vakitte döner kaşıkla -beklediğim- “ağzıbüyük”leri karşılamayı düşünürken, daha fazla zaman geçirmeden -beklediklerini bildiğim- “sudak”lara yönelmemin doğru olacağına karar verdim. Önceki gün bıraktığım noktadan denemeye başlayarak ağır ilerliyor, düne göre daha soğuk ve kapalı bir havada, kıyıda kümelenen ördekleri ürkütmemeye çalışarak atışlarımı yapıyordum. İlk yarım saat tek bir temas yaşamamış ve bir haberci salamamış olmamın farkındalığı ile sarım hızımı yarım devir kadar daha düşürmüştüm ki... İlk delikanlı, sadece yaptığım işle ve kararımla ilgili kendimi şımartan düşüncelere sevk olmama neden olmamış, kıyıda yaptığı sıçrayış ve gürültü ile ördekleri de telaşlandırmıştı. Buçuğunu saymazsak 60’lık bir delikanlıydı bu gelen. Hayli yakışıklı bulduğum balığı fener ışığında uzun uzadıya severek koydum çantaya.
Gecenin sakladıkları belki görünmezler; ama her biri kendi lisanında nasıl da ben buradayım, diye seslenir dinleyene. Belli ki bir sansar, belki de bir tilki; sırf ben orada olduğum için yaklaşamadığı ördeklerin uzağında fazla sabırlı olmayı başaramamış, sakarlığının cezasını fark edilerek ödemişti. Uzaktaki çalılıklardan gelen sesler, ördeklerin yaygarası ile aniden kesilmişti (fotoğraf-6); ama kesilmeyen başka bir aksiyon daha vardı. Nerede mi? Tam da oltamın ucunda. Aradaki haberciyi saymazsak, ilk gördüğümde kırk küsurluk olduğunu anladığım; sonrasında ise 54 cm. olarak ölçtüğüm bu balık, günün ikinci kayda değer skoruydu. Bulunduğum mevkiyi dinlenmeye bırakarak, meranın daha aşağı kısımlarına doğru yollandım.
Gecenin Finali ve Etkinlik Rekoru
     Gökyüzü tamamen kapalı, ay yok ve belliki bulutlar oldukça alçalmış durumda. Rüzgârın da kesmesiyle her an yağmur yağabileceğini düşünerek biraz daha hızlı hareket etmeye karar vermiştim. Daha sığ olan yeni mevki, ikinci günün final sahnesi olacakı. Aslında uzun bir süre atış yapmış, üç haberci daha salmış olmama rağmen; hâlâ ciddi bir temas yaşamamıştım. Artık balık da merakını kaybetmiş, yeme ilgisiz gibiydi. Birkaç takibi izlemiş; ancak bu kez onları kıskandırmayı başaramamıştım. Belki de bugün bırakmalıyım, derken az evvel telefonda “rasgele!” diyen sevgili Kutluca'ların hatırına son bir atış daha yapmak istedim. Hakikaten aklımdan geçen aynen bu iken, günün rekoruna rastgeleceğimi!!! düşünmemiştim bile. Bir an, sezon rekorunu artık kırmış olabileceğimi bile düşünmüş ve hayli heyecanlanmıştım; zira, balığın birkaç kez kuyruk vurarak karıştırdığı yüzeyde gördüğüm siluet, sanki 80~85 santimlik bir “sudak”a ait gibiydi. Hayvan iyiden iyiye bastırıyor, ambreyajı yoruyor ve üçtür sertleştirmeme rağmen ara ara iyi ip sağıyordu. Ama dördüncü dakikada tamamen teslim olduğunda, sandığım kadar iri olmadığını anlamıştım: 66 santimlik bir “sudak”tı bu. Dediğim gibi, sezonun değilse de günün rekoruydu ve bu etkinlik için düşünebileceğim en güzel “ikinci olası final mücadelesi”ni yaşamıştım (fotoğraf-4).


     Peki en güzel olası final mücadeleleri içerisinde birincilik verdiğim neydi, diye mi soruyorsunuz? Elbette ki en az 71 santimlik bir Seyhan’lı sudak. Böyle bir sudağa rastgelenlerden olmanız temennisiyle esenlikler dilerim.
© www.oltaciyiz.biz
yazarın kaleminden
Diğer Günceler

        [kronolojik sırayla listelenmektedir]

Bahadır ÇAPAR ©www.oltaciyiz.biz
fotoğraf-1
Bahadır ÇAPAR ©www.oltaciyiz.biz
fotoğraf-2
Bahadır ÇAPAR ©www.oltaciyiz.biz
fotoğraf-3
Bahadır ÇAPAR ©www.oltaciyiz.biz
fotoğraf-4
Bahadır ÇAPAR ©www.oltaciyiz.biz
fotoğraf-5
Bahadır ÇAPAR ©www.oltaciyiz.biz
fotoğraf-6
Bu günce ile ilgili düşüncelerinizi oltacıFORUM'da bizlerle paylaşabilirsiniz.
İlgili konu başlığına

oltacı GÜNLÜĞÜ'nde yayımlanan standart oltaciyiz.biz site içeriği dışında ki diğer yazılı ve görsel tüm medyanın özgünlüğü ve kaynağı yazarının sorumluluğundadır. oltaciyiz.biz sadece yazar tarafından verilen "özgündür" bildirimine dayanarak söz konusu medyayı süreli şekilde yayımlama haklarına sahiptir.Bu bölümde yer alan yazılı ve görsel nitelikteki her türlü medyanın yazarından ve oltaciyiz.biz'den izin alınmaksızın ve kaynak gösterilmeksizin kopyalanması, çoğaltılması başka platformlarda kullanılması / yayınlanması 5846 sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Kanunu hükümlerine bağlıdır.

   
 
                            yayınımız şu ana kadar oltacıTRAFFIC kez ziyaret edildi
javascript hit counter