 |
 |
|
 |
 |
|
 |
| Başlık |
100'lük
levrek! Hem de kıyıdan |
| Yazar |
Bahadır
ÇAPAR (Payas) |
| Tarih |
24
Ekim 2007 |
| Tanım |
Yerel
Rapor |
|
Önceki hafta
sonu yaşadığım -talihsizliklerle dolu-
olta macerası bir anda hayatı idame şartlarını
gerektiren nitelikli bir kurtarma operasyonuna
dönüşmüştü. Aracımın lastiklerini kesilmiş
olarak bulduğum o meradan ayrılırken, umduğum
oncasına karşın hissettiklerim mutluluk
olmadığı gibi yeni hafta başında ihtiyacını
duyduğum moral açığını kapatmanın bir yolunu
bulmalıydım. Az kaldı diye diye getirdiğim
güz sezonu açılmış, sağdan soldan gelen
olta raporlarıyla oltasız geçirilecek her
günün ziyan olduğuna kanaat getirmiştim.
Son olarak “levrek”
ünlemiyle haberi gelen ve “muskar” olarak
tescilini yaptığım sevgili Ufuk
(Küçükturhan)’un trofe denemesi
-her ne kadar uzak bir ihtimal gibi görünse
de- “Levrek”
olasılığını deneyebileceğime inandırmıştı
beni. Malum; güz başıydı ve bol dalgalı
kıyılar levreğe gebeydi.
Uzunca
bir süredir oltacı meclisimizde konu; kıyıdan
trofe değeri taşıyabilecek levrek yakalamanın
olasılıklarıydı. Pek tabi söz konusu yegane
disiplin oltacılık ve uygulama sahte
yemlerin kullanılacağı kıyı sürütmesi
olacaktı. Bu konuda bir çok arkadaşım eş
zamanlı denemeler yapıyor, büyük küçük demeksizin
elde ettiği verileri sıcağı sıcağına paylaşarak
öngörü geliştirmemize katkı sağlamaya gayret
ediyordu. Hedefim; sezonun ilk levrek denemesini
yemlik balık varlığıyla sağlıklı görünen
Payas çayı mansabında gerçekleştirmekti.
Yöre oltacılarının neredeyse yok denecek
kadar az levrek yakaladığı bu mera için
rapora dayalı tek kanıtım değerli arkadaşım
Sezgin
Erdem’in geçen sezon yakaladığı ilk ve son
levrekti. Bu rapora dayanarak geliştirdiğim
savım hayli basit ve anlaşılırdı: Bir kez
daha neden tutulmasın!
Öğle öncesinde ulaştığım kıyı hattı açıkta
nefeslenmiş sıralı dalgaların etkisiyle
yavaş yavaş bulanıyor, Ufuk o saate kadar
önemsiz olan rüzgarın gelişimle birlikte
lodostan kuvvetlendiğini söylerken, Yusuf
(Gürpınar) usta şimdi değilse de
akşam suyunda bir şeyler alabilirsin telkinini
ekliyordu. Anlayacağınız; durumum aslında
umutsuz gibiydi, sanki yanlış zamanda gelmiş,
üstelik olmayan balığı düşlüyordum. Ama
geri dönemezdim ve akşam üzerine kadar hayli
zamanım vardı. Hem ne zaman deniz benden
yanaydı ki…
|
|
 |
Bu
günce ile ilgili düşüncelerinizi oltacıFORUM'da
bizlerle paylaşabilirsiniz.
İlgili konu başlığına  |
|
Termostan
bir bardak kahve doldurarak önce ufku ardından yakın
kıyıyı taradım gözlerimle. Yer yer uygun derinlikte
cepler sunduğunu bilsem de genel itibarı ile sığ ve
oldukça taşlı çıkmaları ile donam katili bir mevkide
çalışacaktım. En az yükle donandım. Bunca dalganın üzerine
lüzumsuz kalmış bütün dalıcı voblerlerimi bir kenara
bırakarak yalpa kanadından yoksun ve ilk yarım metreyi
kullanan formları aldım sadece. Donanımım güçlüler içerisinde
en hafif ve iş bilen kompozisyonu oluşturuyor: 20-60
gr atarlı, 270 cm çapraz örgülü kamış namlusuyla (Cormoran)
ThunderStick (Banax) Helicon 500G ile avucumun
içerisinde el sıkışıyordu. Onca zamanlık alışkanlığımın
aksine bu kez kılavuzsuz olarak doğrudan voblere bağlayacağım
Dyneema ipim 0.22 mm kalibre Sufix'ti ve ilk saha testini
o gün verecekti.
İlk atışlarım suyun yüzeyden itibaren ilk yarım
metrelik kısmında aksiyon sergileyen yalpa kanatlı
hafif dalıcılarlaydı. Meranın güney yönünde kıyının
yaklaşık |
|
15 metre önünde ki kayalığı gözüme kestirerek
mükerrer atışlarla ilerledim.Kayalığa yaklaştığımda
oldukça düşük devirle sardığım halde voblerden
gelen ilişken uyarısını (yüzeye yakın taşlara
sürtmesinden kaynaklanan sarsıntıları) dikkate
alarak WTD aksiyonlu ilk vobleri takıma koştum.
Üçüncü atışta henüz yemi izlemeye geçmemiştim
ki aniden gerilerek geriye doğru inanılmaz sık
ama bir o kadar sert asılışlarıyla bu kayalık
benim diyen orfozu
yakaladığımı anlamıştım. Tahminimin doğruluğu
15 metrede başlayarak 40 metreye kadar birkaç
kez çıkan kararlı ve sert bir mücadelenin sonunda
belli olmuştu. 60 cm.lik küçük dev -sessiz
bir kükreyişin alameti- kocaman ve olabildiğince
açık ağzıyla kırmalık kıyıda su üstü yapmış, tüm
kesici ve delici aksamını tehditkar bir tavırla
dikleştirerek ne denli tehlikeli olabileceğini
tek hareketle sergiliyordu. Keyiflenmiştim. Durduğum
yere, orfozun
yanına usulca çökerek termosu çıkardım. Bir ara
uzaktan açık geçen tankerlere takıldım. Dümen
suyunda gezinen onca kuzuyu düşleyerek bir yanı
altın ışıltılarıyla göz alan diğer yanıysa iri
dalgalarıyla dimağ açan şu engin körfeze baktım.
Bu kahve molası çok güzeldi. Fındık aromalı kahve
ise orfoz
üstüne fevkalade.
Aynı
yerde devam etmek olmazdı. Şimdi zorlukla denge
kurabildiğim oynak iri taşlarla bezeli bu hattı
aşmalı, ileride gözüme kestirdiğim buruna doğru
kıyılamalıydım. Burnun güney yakası açıktan lodosla
güçlenen dalgaları alıyor kuzey yakası ise kıyıya
yan düşen dalgalarla yer yer karışıyordu. Dalgaların
sprey etkisi hayli bezdiriciydi. Rüzgarın dalga
tepelerinden kopardığı tuzlu su damlacıkları güneş
gözlüğümde sis etkisi yaratmış kısa aralıklarla
camlarını temizlemekten bıkkın şekilde sırtı mı
güneye dönmüştüm. İlk atışta yem tam da istediğim
yere düşmemişti ama iki dalga arasında ki geniş
koridoru sağlı sollu yalpalarla arşınlıyor düzensiz
bilek hareketleriyle verdiğim sıçrayışlara oldukça
gerçekçi figürlerle yanıt veriyordu. Derken voblerin
kuyruk suyu bir anda kabararak açıldı ve kocaman
bir ağız hedeflediği noktadan yemi kaparak hızla
dalışa geçti. Ağır hızda gösterilen bir filmi
izlercesine kare kare tanık olduğum bu atak anı
ambreyajın devreye girişiyle tekrar hızlandı.
Hızla sağılan iple birlikte kolçak hareketine
yanıt vermeyen Helicon, ambreyaj vidasını sıkmamla
beklenen mesaisine başlamıştı. Balık hızla kıyıya
paralel şekilde kuzeye yönelmiş birkaç kez yinelediğim
tasmalamalarımla çılgına dönmüştü. Ambreyaj direncini
biraz daha arttırmak için makaraya baktığımda
istifli ipin yarım bobine düştüğünü ancak fark
edebilmiştim. Ne zaman ve hangi aralıkta sağılmıştı
anlamak zordu ama şimdi sıra bendeydi ve kamışın
kabiliyetine güvenerek ipimden emin şekilde asıldım.
Balık hala çok fevriydi ama sanki başını çevirebilmiştim.
Bir ara suda sırt verir gibi oldu fakat yeni bir
fişekleme ardından yine yol…
Yazmaktan
ziyade yaşanılası bir mücadele ile sonunda balığı
dize getirmiştim. Her ne kadar arada oldukça güçlü
bastırışlar yapsa da belli ki tükenmek üzereydi
ya birde şu o anı bekler gibi üst üste gelen dalgaların
attığı dayak olmasa. Önümde iki olasılık vardı:
Ya suya girecektim (ki üzerinde durduğum yüksekçe
noktadan levreğe ulaşmayı denemek suya girmek
olarak değil de atlamak olarak adlandırılabilirdi)
ya da bu cüsseyi hiç istemediğim halde kamış ve
ipe güvenerek askıya alacaktım. İlk seçeneği derhal
eledim: Hayvanı son anda ürküterek kendi dengemi
bulmaya çalıştığım düşme anında kaçırma ihtimalim
vardı ve bu olmasa dahi birde onca dalganın içinde
onu yakalayacak, ikimizi de güvenli şekilde tekrar
kıyıya çıkaracaktım. Hayır, hayır bu oldukça zor
bir deneme olurdu ve kanımca kötü sonla noktalanırdı.
İkincisi ise daha makul gibiydi: Ya kamışı ve
ipi kıracaktım ya da balığı alacaktım. En kötü
olasılığı göze almış vaziyette gelen ilk dalgayı
izleyerek tam levreğe
ulaştığı anda yarattığı kaldırma ve itme katkısından
faydalanabilmiş, balığı aşırttımıştım. Olmuştu;
balık kıyıya çıkmış ve takımlardan herhangi bir
üç harfli ses gelmemişti.
Uzun
lafın kısası nicedir beklediğim ve bu endamıyla
şimdi gözümü dolduran balığımı almıştım. Sıra
benden bu haberi bekleyen birkaç dostu aramaya
gelmişti. Ama önce son bir fincan “fındık”lı kahve
içmeliydim. Telefon görüşmelerinin ilki ile sonuncusu
arasında yaşanan diyaloglar açısından neredeyse
fark yok gibiydi:
"Nasıl yani? Hem de kıyıdan!!!
Evet kıyıdan…
Hem de şu sesi gelen dalgaların içinden…
Evet o dalgaların içinden.
Hem de 1 metre?
Hayır 7 cm daha küçük…
Desene Tahir (Gürhan) ustaya nispet olacak…"
Esenlik içerisinde
rastgelenlerden olunuz... |
 |
oltacı
GÜNLÜĞÜ'nde yayımlanan standart oltaciyiz.biz
site içeriği dışında ki diğer yazılı ve görsel
tüm medyanın özgünlüğü ve kaynağı yazarının
sorumluluğundadır. oltaciyiz.biz sadece yazar
tarafından verilen "özgündür" bildirimine
dayanarak söz konusu medyayı süreli şekilde
yayımlama haklarına sahiptir.Bu bölümde yer
alan yazılı ve görsel nitelikteki her türlü
medyanın yazarından ve oltaciyiz.biz'den izin
alınmaksızın ve kaynak gösterilmeksizin kopyalanması,
çoğaltılması başka platformlarda kullanılması
/ yayınlanması
5846 sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Kanunu hükümlerine
bağlıdır.
|
|
|
|
 |
| |
|
|
|
 |
 |
yayınımız
şu ana kadar
kez
ziyaret edildi
|
 |
|