gizlilikoltacıya MEDYATEST OFİSİweb yayımı hakkındailetişim
oltacı ATLASoltacı REHBERoltacıdan çizgili ANSİKLOPEDİoltacının GÜNLÜĞÜoltacıFORUM
TIRIVIRI savaşıdere tepesizden gelenfly fishingfotoğraf yarışması
ana sayfaya git
Sayfaya girişiniz:
 
Başlık Yine bir Güzdönümü
Yine Akçapaklar
Yazar Bahadır ÇAPAR (Adana)
Tarih 22 Eylül 2007
Tanım Lirik-Nostaljik deneme

     Güneşin altın mızraklarıydı gecenin bağrına saplanan. Bildiğim buydu evvelinden bu yana; Oltacı'nın sabrına törpü çalan... Günün aydınlığına bilinmez sevdamızdan olsa gerek, gecenin kara çalılarından nasıl da saklanırdık, parmak ucunda, çıt çıkarmadan Seyhan kıyısından evlerimize yollanırdık. Çocuktuk, belki de umarsız, lakin korku uzak dursun fikrimizden, oltalarımıza sarılır hiç bilmediğimiz soğuk ve dar sokakların -çatı altı, kapı yanı, eşik önü- duraklarından geçer o en güzel kayalık tenhalıkların kıyısında akçapak yakalardık... Gece hep önümüzdeydi -sonu oydu ya günün- kaçınılmazdı, kaçamazdık da zannımca, kim bilir belki de hep Ay'a yakalanırdık.

Küçük işlerdi gördüğümüz tutabildiklerimiz de ona keza; ama beslerdik adam boyu umutları o en güzel, en kocaman sazanların suyunda. Akşamleyin, dönerken her biri birinden yorgun yüzler eşliğinde eve, sokak kenarlarındaki su birikintilerinden tutardık geç kalmışlığımızın, farkına varamadığımız zamanın bahanesini, küçük tecrübelerden cesaretlenen oltacılığımızın en genç hikayelerini. Mevsimin ahvaline göre yazsa sundurmaların gölgesinden, portakallıkların içinden geçer, kışsa en çıplak sahillerden; güneşle ısınmış taşlar üzerinden seker, yakaladıklarımızı meraklı gözlere fark ettirmek için sallaya sallaya eğlenirdik.
Onu ilk o zaman; bir ikindi tükenmişliğine rağmen tuttuğum balıkların sevinciyle dönüşte, güneşin batışına inat olta atarken görmüştüm kıyıda. Yalnızdı, yorgundu; düşük başı – kırık dizinden anladığım. Korkmuştu ya tanrı biliyor; nasıl da titremişti -zamanı yitik bir ince dal gibi- "amca rast’gele!” diye seslendiğim vakit. Kim bilir ne zamandır sormamıştı kimse kısmetini, duymamıştı kısık ama ılık sözlerini. Bu kadar zor muydu yaşamak aramızda, gezinmek aslında hiçbir yolun çıkmadığı kıyılarımızda?
Onu hep, akşam üstüne düşen gölgeler içinde, şimdi lağvolmuş -vaktiyle ırmağa dost- portakal bahçesinin kıyısında gördüğümü söylemiş miydim hiç! Fark ettiğim oltacıydı, sevdasından yarım türkülere heba ettiğimiz fecrden ince yağmurla yıkanan ikindiye değin kıyıdaydı hep... O bahar ve bütün bir yaz. Görmemiştim bir yarenini ama belli ki o tanıyordu hepimizi, tevekkeli değildi ya gezdiği -o zaman hepsi bizim olan- Seyhan’ın kıyısında... Çocukluğumun o ilk ve en güzel pastoral anılarıyla bir güz dönümünde yitmiş, tıpkı ağzı büyüklerin ansızın kayboluşu gibi terk etmişti Seyhan’ın daha beton vurulmamış yaban kıyılarını.
Bir ikindi ezanında yürüyordum yine ırmak kıyısından, batmaktaydı gün çiçeklenmiş portakal ağaçlarının ardından. (Bulmak istedim tekrar, sormaktı niyetim yalnızca, hep korktuğumuz gecenin karasına düşmeden, çabucak.). Nehir kıyısında, demirli beton bir sıranın kenarında buldum onu. Biri oltasının misinasına tetikte, diğeriyse tahta kasnağa kenetli (ama dikkatli) elleri yırtık cepleri üstünde, kalkık yakasının ardına gizlenmiş yüzünden tanımıştım 'giden'i. Yorgun görünüyordu hep, ama yine ılık yine kısıktı sözleri. Akıyordu önümüzden Seyhan yiten gündüz misali. Gece oluyordu işte. Kaçamadığımız, sarı ılık evlerimizde saklanıp yüzüne bakamadığımız gece. Neydi alıkoyan bizi yıllar boyu göğün karasına parıldayan yıldızlara bakmaktan? Oysa gece ne kadar güzel ne kadar ılıktı kıyıda. Neden kaçmıştık bu saatten, neden korkutulmuştuk bir ömür geceden? Kim bilir kırıktı bize. Adını bile sormamıştık yıllarca ya yalnızdı bu yüzden hep aramızda. Yitip gitse de gençliği mevsimlerin ardından, ılıktı hala sözleri - sıcaktı elleri parlayan yıldızların gümüş saçağından.
Tıpkı o zamanlarda ki gibi ırmağımın kıyısındaydım bugün de. Elimde en kıymetlisinden bir zamane oltası, akçapaklarımsa hala ilk yakaladıklarımın aynısı. Tüm günüm yok oltaya eğleyebileceğim ya varım yoğum dokuzdan ona bir saatim. Eksilen ve şehirleşen kıyıda izi kayıp yeni yetmelik yıllarımın ama şimdi hatıralarımda yaşayan o adsız ve yalnız oltacının kısık sözleri var aklımda:

      "...bırak oltanı şuraya ve sessiz ol… şimdi dinle, dinle... ırmağı dinle...
       çağır çapakları, bekle... onlar… gelecekler"


Giden oltacılara, yiten gerçek ustalara ithafen.
© www.oltaciyiz.biz
yazarın kaleminden
Diğer Günceler

        [kronolojik sırayla listelenmektedir]




fotoğraf-1
Bu günce ile ilgili düşüncelerinizi oltacıFORUM'da bizlerle paylaşabilirsiniz.
İlgili konu başlığına

oltacı GÜNLÜĞÜ'nde yayımlanan standart oltaciyiz.biz site içeriği dışında ki diğer yazılı ve görsel tüm medyanın özgünlüğü ve kaynağı yazarının sorumluluğundadır. oltaciyiz.biz sadece yazar tarafından verilen "özgündür" bildirimine dayanarak söz konusu medyayı süreli şekilde yayımlama haklarına sahiptir.Bu bölümde yer alan yazılı ve görsel nitelikteki her türlü medyanın yazarından ve oltaciyiz.biz'den izin alınmaksızın ve kaynak gösterilmeksizin kopyalanması, çoğaltılması başka platformlarda kullanılması / yayınlanması 5846 sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Kanunu hükümlerine bağlıdır.

   
 
                            yayınımız şu ana kadar oltacıTRAFFIC kez ziyaret edildi
javascript hit counter