gizlilikoltacıya MEDYATEST OFİSİweb yayımı hakkındailetişim
oltacı ATLASoltacı REHBERoltacıdan çizgili ANSİKLOPEDİoltacının GÜNLÜĞÜoltacıFORUM
TIRIVIRI savaşıdere tepesizden gelenfly fishingfotoğraf yarışması
ana sayfaya git
Sayfaya girişiniz:
 
Başlık Ilık bir yağmurdu yağan
Yazar Bahadır ÇAPAR (İskenderun)
Tarih 02 Haziran 2007
Tanım Yerel Rapor - Pastoral deneme

     Ilık bir yağmurdu yağan, gündoğumunda denize koşan ve yüzüne bakan bana gökten dokunan. Rıhtımın henüz başında sert çehresini gösteren dalgalar her adımımda sanki biraz daha uysallaşmış, mavi mizacının aslında derin şimdiyse dingin sularında sakladıklarını dayanamayıp hafifçe kulağıma fısıldamıştı körfez. Alçaktan ama emin bir seyirle kıyıya yaklaşan gri renkli bulutların keyfiyse yerinde gibiydi. Ulaşabilseler az ötelerinde yükselen Amanosların keskin zirvelerini aştıklarında enselerinde ki güneşten sonsuza değin saklanacaklarmış gibi gök denizinden dağlara nasıl da yelken basıyorlardı.
Uzun olduğu kadar tenha rıhtımın sarı babaları yüzlerine kazınmış palamar izleriyle ıslak kel başlarına aldırmaksızın lodostan günbatısına dönen rüzgarın anlattıklarını dinleme gayretinde. Kırkıncı babayla kırk birinci babanın arasında muhabbet için yerleşmeye hazırlanırken günün başında kapanan havaya bakıp kamaralarından yeni yeni çıkan gemicilerin yüksek oktavdan hayasız söylenmelerine gülümsüyordum. Oysa ne denli güzeldi günün başında yüzüme dokunan ince bir yağmurla denize "Günaydın!" diyebilmek. Ama uzun sürmezdi bu, belliydi. Malum mevsim yaz başı, soluduğum nemli havadan bildiğimse haziranın gelişiydi.
Akşamdan kalan tek sübyeden ince bir şerit keserken o tanıdık seslenişi duydum sağımda. Üç baba ileride iki kara gagalı (sumru) yerlerini dar bulduklarından olsa gerek itişip ne yaptığımı ön sıradan izlemeye çalışıyorlar, bu esnada nasıl oluyorsa kısa perdeli ayaklarıyla birbirlerine takılıp son anda bir kanat hamlesiyle dengeyi bulabiliyorlardı. Belki meraktan ve belki de zahmetsiz küçük bir kahvaltılık umudundan elimdekine bakıyorlardı. Tuttuğum tek iğneyi bırakarak ilk parçayı onlara doğru fırlattım. Nispeten tombulca olanı düşen parçayı aceleyle ağızladığı gibi arkadaşından kaçırmak için uçtuğunda ikincisini verebilecek olan benden şüpheli diğeri de onun ardından uzaklaştı. Belli ki beni ilk kez görüyor, huyumu bilmiyordu.

Sübyenin mantosundan bir parça daha kestim ve bu kez yalnız olduğumdan emin olarak iğneme taktım. 180 santimlik grafit namlulu, kabzalı kamışım yemimi rıhtım bacaklarına indirirken gök denizde ki mücadele güneşin zaferiyle sonuçlanmak üzereydi. "Aydınlığın zamanıydı" diye geçirdim içimden yavaşça dalarak mavide kaybolan donamımı izlerken. Bütün gece dolunayın aydınlığında rahatça avlanarak tıka basa karnını doyuran "tok" avcıları nasıl kandıracaktı bu bir parça sübye diye düşünmedim değil. Yine de denemeliydim. 'Kısmet' dediğimizin aslında ne olup ne olmadığı da belli olacaktı yakında, beklemeliydim. Derken kamışı yek yollu kızağın üzerine bıraktım usulca. Hala sıcak ve cazip çayın kokusu oturmuş bir demin sertliğinde bir kez daha sarsarak açmıştı dimağımı. Ve eksildikçe termostan tamamlanan bir çay keyfiyle seyre daldım körfezin mavisi derin, berrak sularını…
İlk meraklı yirminci dakika da yokladı pek gösterişli olmayan yemli sarkıtmamı. Vuruş kararlı, balığın mücadelesi yüzeye kadar istikrarlıydı. Esmer donlu ince uzun siluetini fark ettiğimde gelenin olasılıkları içerisinde tek bir seçenek geçerliliğini koruyabilmişti. Bu bir mığrıydı (Conger conger) ve sabahın aydınlığında gizlendiği rıhtım altının loşluğunda yenilmiş olmalıydı nefsine. Yüzey suyunun parlaklığından muzdarip şekilde inanılmaz bir hızla kendi ekseni etrafında dönmeye başlamıştı bile. Fırdöndünün ne işe yaradığını anlamayanlar ah bir burada olsaydı da yerinde görebilseydi dedim balığın çabasını. Hele ip yerine bir misina olsaydı şu beden nasıl gamlanıp işe yaramaz hale gelirdi. Birkaç saniye içerisinde bunu en belirgin şekliyle göstermek mümkün olabilirdi. Ama pek fazla gönüllüsü olmadığım bu balığı alıkoymak zorunda olduğumu anladığımda vazgeçmiştim sapını zorlukla görebildiğim iğneyi çıkarmaya çalışmaktan. Yeni bir köstekle canlandırdığım donam yine bir parça şerit kesimli sübyeyle yollandı derinlere. Ucunda görmek istediğim asıl serranlardı; lagos, orfoz gibi orta sıklet hani balıkları.

     Umudu tazelemek için bir bardak daha sıcak çay?
     Kesinlikle evet! Ama bu kez az şekerli lütfen…
Takip eden bir saat boyunca herhangi bir aksiyon vermeyen sarkıtmayı yerinde bırakıp az evvel gördüğümü sandığım oynak mahalline 43 gramlık voblerimi savurmak üzere hazırlandım. İlk atışlar boşa düşmüş ve artık bunaltmaya başlayan güneş yüzünden son birkaç atış yapmak üzere uca doğru biraz daha kaymıştım. Bu arada rıhtım artık tam anlamıyla uyanmış ve üzerinde yoğun bir çalışma başlamıştı. Yunan bandıralı bir kuru yük gemisi getirdiği amonyum nitratı boşaltıyor, kızak üzerinde çalışan vinç kepçeleri yukarıdan sürdürdükleri ağır işi ustalıkla görüyordu. Son olacağını birazdan anlayacağım atışımı yaptığımda başıma gelecekleri nasıl bilebilirdim? 60 metrede suyla buluşan yemim 25 metre derinliği olan yarı yolda mıhlanmışçasına durmuştu. Bir an kilitlenen kolçağa karşı hiçbir hareket hissedememiş tabanının ilişkensiz olması gereken işlek bir liman rıhtımında takmış olabileceğimi bile düşünerek şaşırmıştım. Ama bir saniye sonra durum süratle netlik kazandı. Yüzeyin 2,5-3 metre altından seyreden voblerim gerçek bir derya kuzusunu kandırmış, balık şimdi olanca gücü ve çevikliğiyle metre metre mevzi kazanmaya başlamıştı. İşte tam da o an durumun vahametini kavrayabildim. Bu balığı nasıl karaya alacaktım? Sudan 3,5 metre yukarıdaydım ve Ø 0,20 milimlik ipimle sarf ettiği efordan 1 metre dolayında boya sahip olduğunu sandığım balığı nasıl yukarı çekebilirdim? Gözüm 3 metrelik kakıcımı aradı. Kurulu şekilde uzakta, yemli sarkıtmamın yanında güneşleniyordu işte!

     Olur muydu? Becerebilir miydim?
"Belki" dedim kendi kendime şimdi beni ipin diğer ucundan tokatlayan bu balığı yeterince yormayı başarır ve rıhtım ayaklarından açıkta tutmayı becerebilirsem bir umut olabilirdi.

      Olabilir miydi?
Ama bunun ne kadar zor bir ihtimal olduğunu açıkta torpil gibi yüzerken sırtıyla suyu yararak koşan, yaklaşık bir metrenin biraz üzerinde boya sahip olduğunu anladığım ceylanı (Scomberomorus commerson) gördüğümde kabullenmek zorunda kalacaktım. Uzun zamandır hayalini kurduğum bir trofe tüm azametiyle oltamın ucunda yol arıyor bense ona dokunamayacağımın farkındalığı içinde malum sona kadar işin heyecanını belleğime yazmaya çalışıyordum. Duygularımı rafine etmeli hazzı yoğunlaştırmalıydım. Öyle de yaptım.
Sanıyorum 15 dakika kadar mücadele edebildiğim balığı 4 kez hemen önümde ki suya kadar getirmeyi becerebilmiş olmama rağmen sonunda engel olamadığım bir manevrayla altımdan geçerek girdiği rıhtım ayakları arasında kaybettim. Mavi-mor sırtından yanlara doğru inen ve her oltacının aklına ziyan yanar dönerli erguvan menevişlerini son kez izledim. Birkaç saniye içerisinde balığın çekişi sona ermiş bense bir milim bile ip saramaz hale gelmiştim. Derinden birkaç güçlü tok vuruş ve garip bir tıkırtı duyduğumu anımsıyorum. Yapacak tek şey olanca gücümle asılarak donamı ve mümkünse balığı yerinden sökerek çıkarmaya çalışmaktı ve asıldım.
Peki ya sonuç?.
En gergin olduğu anda birden bire gevşeyen bir donamın ne anlama geldiğini sanırım işe yıllarını vermiş her oltacı gayet iyi bilir. İstemezdim o balığı yitirmeyi, hele hele ağzında 15 santimlik bir voblerle tüm sağlamlığına karşın betona yenik bir Dyneema iple kaybetmeyi. Ama olmadı, bu kez beceremedim işte. Tüm seslerin geride filtrelendiği ve sadece mücadele ettiğiniz balığa yoğunlaştığınız adrenalin dakikaları sona erdiğinde tekrar rıhtımın olağan gürültüsünü duymaya başlamıştım. Çalışan vinçler, gemi gövdesinden gelen çekiç sesleri ve dizel jeneratörlerin uğultusu arasında belki birkaç martının çığlığı… Ama geride garip olduğu kadar tanıdık bir başka sinyal duyuyor gibiydim. Birden yaşadıklarımla bulutlanmış dimağımda bir şimşek çaktı. Aynı hızla yanıma döndüğümde uzakta, kızağından fırlarcasına sarsılan sarkıtmalı kamışı gördüm. Aramızda ki 6 babayı nasıl geçtiğimi kesinlikle hatırlamıyorum ama son anda kamışı kısa, hafif kıvrık ve deri desenli kabzasından kavrayabilmiştim. "Sanki…" dedim kendime sanki ceylan ardından bir hatıra daha bırakmak istemişti. Tüm ustalığımla acele etmeksizin kısa makara kolçağına asıldım. Dakikalar sonra 'aldın-verdin muhasebesi'nden galip çıkarak balığı askıya bindirmiş ve sandalyemin yanına yatırmıştım. Beklediğim sonunda gelmiş kına rengi donu üzerindeki parlak sarı lekeleriyle güzeller güzeli bir orfozu (Ephinephelus marginatus) ağırlayabilmiştim. Yitene karşılık geleni ancak ben gibilerin anlayacağı bir duyguyla okşadım. Ne kadar da güzeldi kahverengi sürmeli, turuncu hareli o iri gözleri…
Son kez kupamı çayla doldurduğumda ılık bir ıslaklı hissettim yüzümde. Ipılık bir yağmurdu yeniden başlayan, gün ortasında denize koşan ve yüzüne bakan bana gökten dokunan. Saklanmaktan sıkılmış olsalar gerek sabah ki bulutlar Amanosların yamacından kıyıya iniyorlardı şimdi. Rıhtımın sonunda derin mavi mizacının aslında dingin sularında sakladıklarını dayanamayıp göstermişti körfez. Ve son bir orfozu daha ağırladıktan sonra nicedir uysallığına alıştığım dalgalar her adımımda sanki biraz daha sertleşiyor gibiydi ayrılırken.


oltacı GÜNLÜĞÜ'nde yayımlanan standart oltaciyiz.biz site içeriği dışında ki diğer yazılı ve görsel tüm medyanın özgünlüğü ve kaynağı yazarının sorumluluğundadır. oltaciyiz.biz sadece yazar tarafından verilen "özgündür" bildirimine dayanarak söz konusu medyayı süreli şekilde yayımlama haklarına sahiptir.Bu bölümde yer alan yazılı ve görsel nitelikteki her türlü medyanın yazarından ve oltaciyiz.biz'den izin alınmaksızın ve kaynak gösterilmeksizin kopyalanması, çoğaltılması başka platformlarda kullanılması / yayınlanması 5846 sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Kanunu hükümlerine bağlıdır.

© www.oltaciyiz.biz
yazarın kaleminden
Diğer Günceler

        [kronolojik sırayla listelenmektedir]




fotoğraf-1

fotoğraf-2

fotoğraf-3
Bahadır ÇAPAR
fotoğraf-4
Bu günce ile ilgili düşüncelerinizi oltacıFORUM'da bizlerle paylaşabilirsiniz.
İlgili konu başlığına
   
 
                            yayınımız şu ana kadar oltacıTRAFFIC kez ziyaret edildi
javascript hit counter