 |
| Başlık |
Çukurova'nın
kayıp ağzıbüyükleri |
| Yazar |
Bahadır
ÇAPAR (Adana) |
| Tarih |
11
Mayıs 2007 |
| Tanım |
Keşif
Raporu |
|
Nicedir bana
anlatılan onca görülesi güzellikte ki kasnaların
adresi üzerine yoğunlaşmış, Çukurova'nın
şimdilerde kayıp ama vaktiyle en namlı tatlısu
yırtıcısının izine düşmeye kararlıydım.
Tatlısu
kefali ya da kasna
dediğinizde aklında kolay kolay bir balık
canlandıramaz yörenin oltacısı ama "ağzı
büyük" diye özneyi değiştirdiğinizde "…tamam
şimdi oldu, daha geçen gün düşürdüler üçünü
beşini Keşiş'te!" diye heyecanı saklı
ancak seri cümlelerle kesiverir sözünüzü.
Dediğim gibi uzun zamandır adı belli, tarihi
konulmamış bir seferin gayesiydi Çukurova'nın
kayıp ağzı büyükleri. Doksanlı yılların
sonlarında nedendir bilinmez sanki bir güz
dönümünde yitip gitmişlerdi Seyhan'ın aşağı
havzasından. Oysa yeni yetmelik yıllarımın
yaz sonlarına takvimlenen en güzel tatlısu
serüvenlerimin baş kahramanıydı sudakla
birlikte. Yıllarca en güzellerini yakalamak
arzusuyla keşfetmemiş miydim en güneyde
ki şu gölün ücra kıyılarını. Ama yitikti
çoktandır ve adını duyduğum en yakın su
Keşiş'ti şimdilerde.
Gecikmiş bir bahar yağmuru altında ikinci
yarısı oldukça virajlı 180 km.lik bir yolculukla
gün ortasına yakın saatlerde inebilmiştim
kıyıya. Dere ve Çaylarda döner kaşıklı kullanımda
standart tuttuğum; 180cm'lik 0-5 gr fırlatma
ağırlığına sahip ultra light karbon SPRO
ExcluSpin ve Ø 0,18 mm IGFA sınıfı açık
zeytin yeşili misinayla donanmış 30 kalibrelik
TICA GC2050 ile ağzı büyükleri aramaya hazırdım.
No.1 Mepps Aglia Long döner kaşık şimdi
suyunu gördüğüm bu mera da en çok güvendiğim
silahımdı.
Çay
kıyısında ki sertleşmiş kil balkonlarının
kenarından yol arayarak kıyılıyor ve akar
suyun ortalarında baş vermiş iri kayaların
ardında ağzı büyük arıyordum. Geceden bu
yana kısa aralıklarla yağan yağmur suyu
hayli bulandırmış olmalıydı ki son metreye
kadar kaşığın refleksiyonları perdeleniyordu.
Bu şekilde yemi balığa göstermek zor olacaktı
ama başkaca da çarem yoktu. Bir ara karşı
kıyıya yakın bir noktadan güzel bir kuyruk
vuruşu duymuş lakin nereden geldiğini tam
olarak fark edememiştim. Derken bu kez bana
yakın bir nokta da bir ses daha duyduğumda
kaşık aynı noktanın 1 metre kadar yukarısına
çoktan düşmüştü. Bir an kaşığın dönmesinden
kaynaklanan ve rahatlıkla hissettiğim vibrasyon
kesildi ve zaman kaybetmeksizin misinanın
tatlı gerginliği birden sertleşti. Kontrollü
şekilde yumuşak bir tasmalama yaptığımda
yaşadığımın bir vuruş mu yoksa taşa takılmamı
olduğunu anlamam uzun sürmedi. Özlemiş miydim
bu aksiyonu? Kesinlikle! Üstelik daha bir
feveran gibiydi şimdi oltamın ucunda hissettiğim
hatırladıklarımın yanında. Ne de olsa çağıl
çağıl akan bir suda yaşamaya alışmış, kas
performansını bu zor ortama adapte etmiş
bir ağzı büyüktü uğraştığım. Normaldi daha
sert ve aceleci olması, tevekkeli değildi.
O anda keşif amacına ulaşmıştı benim için,
havzamda ki kayıp izin peşinde en yakın
mera olarak Keşiş'te bulmuştum ağzıbüyükleri.
Bundan sonrası artık boy aralıklarını tespitten
öteye geçmeyecek ayrılana kadar yakalayabildiğim
her balıkta olabildiğince keyiflenecektim.
Yaklaşık
bir buçuk saat daha eğlendiğim bu kıyıda
30 cm'den kısa olanları aynı anda suya geri
bıraktığım için tam sayıyı hatırlamamakla
birlikte boy aralığı 28 ile 44 cm civarında
seyreden yirminin üzerinde ağzı büyük yakaladığımı
sanıyorum. Denizde levrek avının tadına
yakın aksiyonlarıyla akarsuda tatlısu kefalinin
yaşattığı bu birkaç saatlik performans sonra
ki seferler için hedeflediğim türlerime
özlediğim bir balığı daha eklememe yetmişti.
Perçem otlarının sakladığı iri yuvarlak
taşların üzerinden arabama doğru yöneldiğimde
henüz kesen yağmurun o eşsiz kokusunda bir
başka mevsimlik özlemimin rayihası gizliydi:
Mis gibi Dut kokuyordu hafifçe esen rüzgar.
İri parlak yapraklarının gölgesinde güneşten
saklanan “Dut” lar ballanmış, yağmurla toprağa
düşecek kadar olgunlaşmıştı bile. Birkaç
kızılgerdan (incir kuşu) etrafta uçuşan
nektar sineklerini avlamak için dalların
arasında geziniyor sonra her defasında birkaç
yemişi düşürmek kaydıyla iri ayalı yayvan
dut yaprakları ardında kayboluyordu. Pastoral
bir ziyafet sofrasıydı sanki izlediklerim.
Birde bulutların yerine güneşi, süsenlerin
yerine papatyaları koyabilsem 15 yıl önce
Seyhan’ın kıyısında gezindiğime yemin edebilirdim.
Ne
güzeldi ırmak kıyısına yakın bir yol kenarında,
elimde oltam ve çantamda balıklarımla baharın
belki de son yağmuruyla yıkanmış mevsimin
ilk dutunu yemek, Keşiş'in keşfinden ağız
tadıyla dönmek…
|
 |
oltacı
GÜNLÜĞÜ'nde yayımlanan standart
oltaciyiz.biz site içeriği dışında
ki diğer yazılı ve görsel tüm medyanın
özgünlüğü ve kaynağı yazarının sorumluluğundadır.
oltaciyiz.biz sadece yazar tarafından
verilen "özgündür" bildirimine
dayanarak söz konusu medyayı süreli
şekilde yayımlama haklarına sahiptir.Bu
bölümde yer alan yazılı ve görsel
nitelikteki her türlü medyanın yazarından
ve oltaciyiz.biz'den izin alınmaksızın
ve kaynak gösterilmeksizin kopyalanması,
çoğaltılması başka platformlarda
kullanılması / yayınlanması
5846 sayılı Fikir ve Sanat Eserleri
Kanunu hükümlerine bağlıdır.
|
|
|
 |
Bu
günce ile ilgili düşüncelerinizi oltacıFORUM'da
bizlerle paylaşabilirsiniz.
İlgili konu başlığına  |
|