gizlilikoltacıya MEDYATEST OFİSİweb yayımı hakkındailetişim
oltacı ATLASoltacı REHBERoltacıdan çizgili ANSİKLOPEDİoltacının GÜNLÜĞÜoltacıFORUM
TIRIVIRI savaşıdere tepesizden gelenfly fishingfotoğraf yarışması
ana sayfaya git
Sayfaya girişiniz:
 
Başlık Kıyıdan BA-RA-KÜ-DA
Yazar Bahadır ÇAPAR (İskenderun)
Tarih 9 Mart 2007
Tanım Yerel Rapor
     Yorulmaz bir takipçi, amansız bir yırtıcı olarak bilir çoğu oltacı onu. Aslen mavi derinliklerin sığlıklarla sınır tuttuğu hattın uyanık devriyesidir çoğumuza göre ya nasıl tanımlarsak tanımlayalım sert mizacı ve var oluşundan gelen üstün avcı becerileri hepimizin kabulü, ortak tespitidir o'na dair. Ünü kendinden önde yüzer hep. Çoğumuz görmese de oltasının ucunda, namını duyar, şanını biliriz bu balığın. Kısmet dersek ucunda getirebildiğimize oltanın, kısmetimde baraküda yakalamak varmış bu sefer, kıyısında çalıştığım meranın.
Nice zaman geçmişti görmeyeli son karşılaşmamızdan bu yana bir baraküdayı. 2004 yaz başıydı ve belki hava tıpkı şimdi ki gibi. Bilirdik iklimin değiştiğini ama şimdi ki kadar sık zikredilmezdi. Yeşil Ovacık'ın dar, küçük ve derin bir koyunda, ardımda gün batımıyla gölgelere dalan bir tarihin kıyısında yakalamıştım son baraküdamı. Hesabını yapmamıştım hiç ama neredeyse 3 yıl sonra bir kez daha rastlamıştım bu balığa. Bu kez mera daha doğuda İskenderun Körfezi'ne bakan Payas'ta.
Mera doğru zamanda büyük balık verebilen, bilenin gittiği ama olabildiğince tenha bir coğrafyaydı. Genel olarak kırmalık yer yer taşlık-kayalık deniz tabanı güçlü dalgaların etkisiyle suyu şerbetlendirir, çalışmayı bir hayli zorlaştırırdı. Ancak o gün durum daha güzeldi. Rüzgâr güçsüz, dalgalar sönüktü. Öğle ortasında saat 13:25 te başladığım avıma çıkarken misafiri olduğum arkadaşlarımın "bu saatlerde bir şey çıkmaz, güneşte yanacaksın" demelerine tebessümle şapkamı göstererek cevap vermiştim. Denk gelip gelmemek elbette kısmetime yorulacak sondu ama zaten olta balıkçılığımın sermayesinden değil miydi harcayacağım birkaç saat. 240 cm orta sert aksiyonlu kompozit grafit iki parça spin kamışıma pek sevdiğim 50 kalibrelik Line Winder ZS4000 makinemi takmış, makarayı ise 250 cm uzunluğunda Ø 0,28 milimlik floro karbon misinayla kılavuzladığım Ø 0,22 milimlik Dyneema iple donatmıştım. Yanımda lüzum gördüğüm ve o mera için seçtiğim çeşitli sahte yemlerimin yer aldığı çantamla kıyılamaya hazırdım. Kıyının başında iki oltacı onlara yaklaşan beni izliyordu. Yanlarından geçerken merhabalaştık. Uzunca boylu olanı kılavuzun ucundaki vobleri göstererek; "usta ne yaptın bu kadar büyük sahteyle ne alırsın ki kıyıdan?" dediğinde gülümseyen diğerine doğru aynı tavırla gülümsedim ve "bakalım, göreceğiz..." diyerek ayrıldım yanlarından. Garipti şu insanoğlu. Aynı hevesi paylaşan ve uğruna yıllarını veren ama denizin neyi neye vereceğini sesli olarak düşünmemesi gerektiğini bir diğeri kadar fark edemeyen şu insanoğlu…
Hakikaten hava durgun her şey zamanda durmuş gibiydi. Yumuşak şekilde kıyıya kavuşan dalgaların sesi de olmasa arada uçuşan birkaç karabaş martının kanat seslerini duymak işten bile değildi. Uzun bir süre kullanacağım yemlerin erimi içerisinde ve sonra daha açığında oynak olup olmadığını izledim, dinledim. Hiçbir olağan üstülük yoktu görebildiğim, ne bir baskın ne de bir uzak kıyı geçişi fark edemedim. İlk set için 14 cm uzunluğunda, 43 gr ağırlığında kısmen dalan X-RAPlerimden uskumru taklidi (SBM) bir vobleri kılavuza bağlamıştım, hani şu az önce karşılaştığım oltacılara büyük gelen vobleri. Belirli mesafelerde durarak, tekrarlı atışlarla menzilimi tarayarak ilerlemeye devam ettim. Gömlekle çıkmış olmam büyük rahatlıktı ama son cemrenin üstünden 5 gün geçmesine karşılık su hala soğuk sayılırdı. Tıpkı 1999 baharı gibi.
Bir karış suda korkusuzca gezinen ilaryaları izledim bir süre. Ne afacan yüzüşlüydüler. Belli ki daha oyun çocuğuydular sıralı ama birbirini kovalayarak gülüşen. Sonra daha uzağı denemeliyim diye düşünerek savurdum kamışı olanca gücümle. Çok uzun sürdüremezdim bu eforlu atış performansını ama dokuz on kere deneyebilirdim elbette üst üste. Dördüncü atışta unuttuğumu sandığım o adına yakışan vuruşla sarsıldı kamış. Önce esnedi olabildiğince sonra birden boşaldı. Ama ipti makarada sarılı olan ve neredeyse çene şaklatmasını bile hissedebiliyordum tuttuğum sapından. Balık kıyıya doğru koşuyordu şimdi ve acele etmeliydim boşluğu alırken. Çünkü ilk geriye dönüşünü az evvel yapmış ve bir kez daha şiddetle sarsmıştı kamışı. İkincisinde daha sert olacağı kesin. Önce hızla kıyıya doğru koştu, sonra tekrar geriye, geldiği açığa dönerek asıldı. Makara olanca hızıyla ip sağıyor, sağılan ip mekikten geçerken üzerindeki deniz suyu minicik damlacıklara dönüşerek gözlüğüme kadar sıçrıyordu. İlk görüntüyü o zaman verdi. Sağılmasına karşın gergin tutmaya çalıştığım ip balığı yüzeyde tutmuş, sert kuyruk vuruşlarını ve gövdesini her iki yana savuruşlarını görebilmemi sağlamıştı. Balığı 30 metre kadar yanıma almayı başardığımda her saniyesini sonuna kadar yaşadığım 15 dakikalık ilk mücadeleyi tamamlamıştık. Teslim olmamıştı ama hırçınlığı sığ suya girdiğinde birden durulmuş, kamışla yönlendirmeme riayet edecek kadar uslanmıştı. Makara cızırtısı kesikli hale dönmüş balığı son metrelere getirmiştim. Ağzında ki yemi net olarak seçebiliyordum. Arka iğneden yakalanmıştı ve 14 santimlik koca yemin yarısı hala ağzı içindeydi. Kolayına kurtulamayacağına o an inanmıştım. Kamışın ucunu kıyıya doğru yatırdığımda bir karış suda olan balığın başını olabildiğince yumuşak ama becerebildiğim ölçüde seri bir hareketle sudan keserek iri kumla kaplı esmer kıyıya çıkardım. Çok çırpınmadı. Sanki karaya çıktığının farkına varamamış gibi sakindi İlk kez ona dokunduğumda anladı galiba geldiği yerin sertliğini, karşı koyulamayan çekimini. Birden ilk oltaya bindiği zamanki balık haline gelmiş bu kez karada yüzmeye çalışıyor, sanki suyun yönünü biliyormuş gibi iri gözleriyle dalgaların hareketlerini izlercesine kıyıya doğru yönelmeyi deniyordu. Ne kadar da güzeldi, ne kadar azametli ve yılmazdı çehresi. İşte şimdi benimleydi. Olmaz denilen zamanda, tutmaz denilen yemle, çıkmaz denilen suda çıkıvermişti karşıma. Mutluydum, ancak bir olta balıkçısının anlayabileceği türden. Balığın gayretine kesin bir şekilde son vererek sığdığı kadarını sırt çantama yerleştirdim.
Donamı kontrol ederek yemi bir diğeriyle değiştirdim. SureCatch'in tirsi taklidi 13 santimlik, 29 gramlık Pince Minnowuyla ikinci sete başladım. Tekrar geriye dönerek geçtiğim yerleri ikinci kez taramaya başladım. Saat artık geri dönüş zamanına iyice yaklaşmıştı. Tam yemi sudan kesmeme birkaç metre kala sığ suda ardından geleni fark edebilmiştim. Ama artık çok geçti. Başı sudan çıkan yemin yarım metre gerisinden telaştan uzak bir edayla ve sahip olduğu dikine esmer bantları tek tek saydırırcasına geriye dönen ikinci baraküdayı gördüm. Dağınık gruplar şeklinde yayıldıklarını biliyordum. Demek ki yemi son anda fark etmişti ve ikna olamadan önünden alıvermiştim. Birkaç balık sığda olmalıydı ama gün bitiyordu ve bir dostun sesi uzağımda yankılandı "Bahadır!"… Bu Süleyman Ağabeyden başkası değildi (fotoğraf-3). Sarıldık hasret giderdik son gelişimden sonrasına dair havadisleri dinledim, kısa bir sohbet ettik. "Nereden kaydın aşağı?" diye sorduğunda, "senin mırmır merasından bu yana ağabey" dedim. Gülümsedi ve sırtımı sıvazlayarak ekledi "ama mırmır yakalayamamışsın" Kahkahalar içinde birbirimize bir kez daha sarılarak vedalaştık.
Geldiğim kıyıdan arabaya yöneldim. Avın başında karşılaşarak merhabalaştığım iki oltacı aynı yerde bırakmalarını atmış keyfediyorlardı. Uzunca olanı beni fark etti ve yerinden kalkmadan bana doğru seslendi: "Ustaaaa, ustaaaa, n'oldu tuttun muuuu?". Yürümeye devam ettiğim halde hafifçe geriye doğru dönerek tek elimi kaldırdım ve duyacağı güçte cevapladım: "NERDEEEEEE….."

oltacı GÜNLÜĞÜ'nde yayımlanan standart oltaciyiz.biz site içeriği dışında ki diğer yazılı ve görsel tüm medyanın özgünlüğü ve kaynağı yazarının sorumluluğundadır. oltaciyiz.biz sadece yazar tarafından verilen "özgündür" bildirimine dayanarak söz konusu medyayı süreli şekilde yayımlama haklarına sahiptir.Bu bölümde yer alan yazılı ve görsel nitelikteki her türlü medyanın yazarından ve oltaciyiz.biz'den izin alınmaksızın ve kaynak gösterilmeksizin kopyalanması, çoğaltılması başka platformlarda kullanılması / yayınlanması 5846 sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Kanunu hükümlerine bağlıdır.

© www.oltaciyiz.biz
yazarın kaleminden
Diğer Günceler

        [kronolojik sırayla listelenmektedir]


fotoğraf-1
fotoğraf-2
fotoğraf-3
fotoğraf-4
Bu günce ile ilgili düşüncelerinizi oltacıFORUM'da bizlerle paylaşabilirsiniz.
İlgili konu başlığına
   
 
                            yayınımız şu ana kadar oltacıTRAFFIC kez ziyaret edildi
javascript hit counter