 |
| Başlık |
Yakalamak
ve Bırakmak |
| Yazar |
Bahadır
ÇAPAR (Adana) |
| Tarih |
25
Ağustos 2005 |
| Tanım |
Etik
Deneme |
|
Yıllar
geçip de ettiğimiz ve edindiklerimiz çoğalıp
becerilerimiz serpildikçe, şimdi içerisinde
olmaktan ne büyük haz duyduğum bütün o kıyıların,
boyunda yeşeren ormanların, çağlayan suyun
ve bastığım toprağın nasılda bir önceki
görüşümden daha bitkin daha tüketilmiş ve
yıpratılmış olduğunu daha fazla fark etmeye
başladım. Öyle güzeldi ki yaşadığım ve öyle
eğlenceliydi ki yaptığım nasıl olurda hoyratça
davranırdım onca sevecenliğiyle bana ev
sahipliği yapan o güzel doğaya.
Nasıl
olurdu da dışı ben gibi ama fikri benden
uzak onca insan kıyardı canım yeşile sarılan
o mavi sulara. Kıyısına attığıyla aslında
tükettiğinin, üzerinde durduğu yer olduğunu
nasılda anlayamazdı. Oysa bu değil miydi
güzellediğimiz hep benliğimizde, farkımız
olduğuna inandığımız onca yaratılmıştan,
sahip olduğumuz "us" değil miydi biz adem
neslini üstün kılan, bugünü anlayıp, yarını
düşünebilecek olan o "akıl"... Sandığımızın
aksine nede "akıl"sızlarımız varmış bizimle
aynı ize basıp arkamızdan yürüyen, o yüzden
döndüğümüzde etrafta göremediğimiz, ama
her yerde izine rastladığımız ne kendini
bilmezlerimiz. Yaptığı işi salt; "sarf edilene
karşılık elde edilen" olarak gören, boyuna
bosuna bakmaksızın dirhem ete diş bileyebilen
nicesi varmış aramızda. Adı değişse bile
amacı bir öncekiyle aynı tekniklerle ve
malzemelerle hesapsızca can almaya dönüştüğünde
"balık avı", rahatsız etmiyor artık kıyıda
duran kırık bira şişeleri, saçılmış çer-çöp
ve dallara takılmış tırıvırı enkazları….
Oysa
orada aynı duyguyla duran nicemiz için esas
olan görmek, bilmediğini öğrenmek, öğrendiğini
denemek, denediğini geliştirmek değil mi.
En iyi atış ve en güzel balık için planlanan
hep; "bir sonraki sefer" değil mi? Bu işin
doğasında bile daha bugünden yarını ve bir
sonraki seferi hesaplamak, planlamak varken
nasıl oluyor da işin temeli bu öğretiyi
bile göremeyenlerimizin baktığı sularda
balık arıyoruz.
Korkuyorum ama biliyorum; bugünün bile,
yarınların sonunda, sohbet ortalarında içlenerek
anılan o "ne güzel günlerden" biri olacağını.
Kim hatırlayacak "bugün" dahi tüketilmenin
gün be gün fark edilir hızda olduğunu, bir
beş yıl öncesinin bile ne verimli ne güzel
meralarla hatırlandığını…
Bu
rasyonel bir tahmin mi sizce, yoksa kaçınılmaz
geleceğin tahammül edilemez gerçeği mi?
Hala sevdiğim ismiyle anarım "balık yakalamak"
fiilini. "Av"a kötü dediğimden değil sözüm
ama dediğim gibi daha çok sevdiğimden "balık
avlama"ya karşın "yakalama" işini. Nede
olsa sonunda "bırakmak" da var "yakalamanın".
Oysa "av" cümlede daha cevval daha acımasız
sanki. Kendi adıma soruyorum şimdilerde:
alıkoymak mı maharet, yoksa elinden nazikçe
suya geri bırakabilmek mi - yaşayacak daha
çok günü olanı? Yoksa günü kurtarmanın zevkine
yarınların hazzını yok saymak mı bu işin
öğrenemediğim esası? Sordunuz mu hiç kendinize,
sizce "marifet olan ne" diye?
Yaşadığımız
kalabalıklar ve gürültülü kentlerin hengamesinde
yeni bir hobi edinme ihtiyacı ve heyecanı
içerisinde ki günümüz "modern insanı"
ne denli yetkin bir çevre bilgisine, tüketim
alışkanlığına sahip olarak elinde olta kıyılarda
yer tutuyor olabilir? Olta balıkçılığının
sadece malzeme temini ile yapılabilecek
"kolay ve basit" bir uğraş olduğu yönünde
verilen onca özendirici mesajın paralelinde
işin felsefi öğretisine dayandırılan (ki
buna inananları bağlar), sürdürelebilir
balıkçılık politikalarına dokunan, doğal
rezervlerin akıllıca kullanımını ve geliştirilmesini
direten, "yasakçı"lıktan öteye olta balıkçısının
bireysel katılımını ve teknik-etik eğitimini
öngören kaç olta balıkçılığı politikamız
var? Eline olta alan her insanın olta balıkçılığı
adına bir kazanım sayılması başta tatlısu
havzalarında ki doğal alanlara kendi ölçeğinde
bir yük getirdiği gerçeğini değiştiriyor
mu? Olta balıkçılığı öğretisi içerisinde
kaynakların hoyratlıktan ve talan mantığından
uzak değerlendirilmesi için zaman kaybetmeden
canlı dokuyu bilinçli şekilde tüketmeyi
öğütleyebilenler, öğüt verebilecekler sizce
kim? Olta balıkçılığı özelinde balıkçımızın
ve balıkçılığımızın kalitesini arttırmak
ne denli büyük ve önemsediğimiz hedeflerimizden
biri olabilir ki? Zaman ergeç gösterecektir
ama sorum sözümün sonunaydı aslında: Bugüne
kadar zaten yakaladık, alıkoyduk, sizce
de artık bırakmanın zamanı gelmedi mi?
|
 |
oltacı
GÜNLÜĞÜ'nde yayımlanan standart
oltaciyiz.biz site içeriği dışında
ki diğer yazılı ve görsel tüm medyanın
özgünlüğü ve kaynağı yazarının sorumluluğundadır.
oltaciyiz.biz sadece yazar tarafından
verilen "özgündür" bildirimine
dayanarak söz konusu medyayı süreli
şekilde yayımlama haklarına sahiptir.Bu
bölümde yer alan yazılı ve görsel
nitelikteki her türlü medyanın yazarından
ve oltaciyiz.biz'den izin alınmaksızın
ve kaynak gösterilmeksizin kopyalanması,
çoğaltılması başka platformlarda
kullanılması / yayınlanması
5846 sayılı Fikir ve Sanat Eserleri
Kanunu hükümlerine bağlıdır.
|
|
|
 |
Bu
günce ile ilgili düşüncelerinizi oltacıFORUM'da
bizlerle paylaşabilirsiniz.
İlgili konu başlığına  |
|