 |
| Başlık |
Denizde
Ceylan Avı |
| Yazar |
Atilla
COŞKUN (Akyaka) |
| Tarih |
28
Ocak 2007 |
| Tanım |
Yerel
Rapor |
|
Son
iki av maceram hüsranla sonuçlanmıştı. Her
iki seferde de tekneyle açılmamıza rağmen
hava muhalefeti dolayısıyla oltaları suya
indiremeden geri dönmek zorunda kalmıştık.
Özellikle geçen hafta tam manasıyla paçalarımızı
zor kurtarmıştık. Bu hüsranla biten av denemelerinden
sonra 27.01.2007 cumartesi günü güzel bir
havada denize açıldık. Teknemiz kamaralı
yaklaşık 7 metre uzunluğunda fiber bir tekneydi.
Toplam 5 kişiydik. Yem olarak karides, sülünes,
boru kurdu, tek tek, mamun ve sardalyamız
mevcuttu. O kadar hevesliydik ki hemen hemen
var olan tüm yem çeşitlerinden almıştık
yanımıza. Sabah saat yedi civarında, azmak
suyu içerisinde bulunan teknemizle denize
açıldık. Gideceğimiz yer iki haftadır gidip
de bir türlü olta atamadığımız sedir (Cleopatra)
adasındaki fenerden yaklaşık 1 deniz mili
uzakta olan ve derinliği 70 metre civarındaki
güzel bir avlaktı.
Sakar tepesinin eteklerinin hemen hemen
her noktasından su çıkar ve oluşan bu akarsular
Akyaka kıyısından geçerek denize karışırlar.
Bu azmak suyu öyle muhteşem bir yerdir ki,
yer yer derinliği 10 metreyi bulan kıvrımları
mevcuttur. Hemen hemen her çeşit balığın
yavrulamak için buralara girdiği bilinmektedir.
Bunun dışında her çeşit su kuşları da mevcuttur.
Doğal koruma statüsüne sahip olan bu yerde
her çeşit av yasaktır. Ama cin fikir insanımız,
tarlalarımıza domuzlar dadandı diyerek izin
alıp, domuzlar yerine bu su kuşlarını avlamaktadırlar.
Ayrıca gece, gündüz yine yasak olmasına
rağmen her türlü zıpkınla avcılıkta yapılmaktadır.
Defalarca şikayet etmeme rağmen kayda değer
bir sonuç elde edemedim. Tekne ile buradan
geçerken dibine kadar görebildiğimiz Azmak'taki
manzara insanı hayrette bırakıyor. Bir yanda
gezinen kefal sürüleri, diğer tarafta levrek
ve alabalıklar.
Yılanbalıkları
ise olmazsa olması bu Azmak suyunun. Nadir
de olsa çok iri vatozlar ve köpekbalıkları
da görülmektedir. Önceleri çok fazla varmış
köpekbalıklarından, şimdilerde ise sedir
adasının arka tarafındaki boncuk koyunda
sıkça görülmekteler. Ayrıca bu bölge doğal
üreme alanları olduğu için koruma altına
alındı. Bu da iyi bir gelişme.
Gideceğimiz
yer yaklaşık olarak 1.5 saat sürdüğü için
klasik olarak sırtı çekmeye başladık. Ufuk
ve bacanağı kurşunlu sırtıları tercih ederlerken
ben ise Cem kaptanın bana verdiği sırtıyı
kullandım. İlk yarım saat bir hareket yoktu.
Sedir adası ve Akyaka'nın ortasına düşen
Gelibolu adasına yaklaşırken Ufuk'un bacanağı
birden aldım diye haykırdı. Çok acemice
çekmeye başlayınca hemen Ufuk devraldı.
Büyük ustalıkla kah yol verdi kah çekti.
Özellikle suyun yüzeyine yakın yerdeki parlaması
güzeldi. Resimde de görülen 1.5 kg yakın
bu toriği
tekneye aldı. Bende pastadan pay aldım ve
bu güzel torikle
bir hatıra fotoğrafı çektirdim. Bu arada
da denizde yavaş yavaş kabarmaya başladı.
İçimize bir karamsarlık çöktü. Acaba yinemi
hava patlayacaktı. Geri kalan bir saatlik
yol boyunca da sırtı çekmelerimiz hüsranla
sonuçlandı. Bu arada deniz iyice köpürdü,
hava patlamıştı. GPS' te kayıtlı olan kerterimize
gelmiştik ama tekne o kadar çok sallanıyordu
ki oltaları suya atmamaya grup olarak karar
verdik. Bu av da hüsran oldu benim için.
Hızlı bir şekilde sedir adasının arka tarafındaki
boncuk koyuna rotamızı çevirdik. Dalgaya
karşı gittiğimizden bayağı sersemledik.
Boncuk koyu içerisinde birkaç yerde olta
salladık suya ama bir iki ufak tefek balık
dışında bir şeyler alamadık. Bir iki saat
kahvaltı ve sohbetle geçti. İyice sıkılmıştık.
Havada biraz hafiflemişti, Akyaka'ya yakın
yerlerde bildiğimiz avlak yerlerine gitmeye
karar verdik.
Dönüş
yolculuğu başlamıştı artık. Üç kişi tekrar
sırtıları suya salladık. Kıyıya oldukça
yakın gidiyorduk ve deniz oldukça dalgalıydı.
Benim sırtı yüzeyden geldiği için pek ümitli
değildim. Sedir ve Gelibolu adası arasında
bir yerde birden benim sırtıya oldukça sert
bir vuruş aldım. Ardından misinaya hemen
yol verdim. O kadar hızlı gelişiyordu ki
her şey misinanın elimi kestiğini sonradan
fark ettim. Kasnak yerde misina koltuk altımda
yol vermeye devam ediyordum. Bir türlü frenleyemiyordum.
Ufuk "kesin toriktir bu, öncekinden de daha
büyük olmalı yol istediğine göre" diyordu.
Ben ise bu balık farklı bir şey inanılmaz
kuvvetli diyordum. Sonunda balığı frenlemeyi
başarmıştım. Artık aşağı yol istemiyordu
ama yukarı gelmek gibi bir niyeti yoktu
da. Misinem 0,80' likti ve rapala ile fırdöndü
arasındaki 2 metrelik kısım ise 0.40 'lıktı.
Oltaya güvenerek asılmaya başladım yavaş
yavaş balığın direnci kırıldı. Birden olta
boşaldı. Artık tecrübeden olsa gerek hiç
panik olmadım. Balık yukarı doğru çıkıyordu
diyordum. Seyircilerimde vardı nasılsa,
tadına vara vara balıkla uğraşıyordum. Sonra
birden tekrar aşağı basmaya başladı ve bende
yol vermeye. Kısa bir süre sonra balığı
tekrar frenledim, güçlü bir balık olduğunu
her manevrasında gösteriyordu. Yoruluyor
olsa gerek ki bu frenleme daha çabuk oldu.
Sonrasında sanki 80 metreden yukarı mercan
çeker gibi çekmeye başladım, yavaş yavaş
ve heyecanla. 15 metre kadar dikine çektikten
sonra balık beni bir sağa bir sola gezdirmeye
başladı. Sanki ipin ucu bende değil de ondaydı,
istediği tarafa beni götürüyordu. Mücadele
bir müddet böyle geçti. Toplamda da herhalde
bir yirmi dakika kadar olmuştu. Bir ara
yatay olarak yol istedi bende karşılık vererek
ona yol verdim. Sonra tekrar frenledim.
Çekmeye başladım, artık oldukça yakında
olduğunu biliyordum. Her an kendini gösterecekti,
emindim bundan.
Kısa bir süre sonra yaklaşık tekneden 10
metre falan uzakta güzel bir parıltı gördük.
Artık şundan hepimiz emindik ki torik
değildi bu balık. Kendini göstermesiyle
aşağı basması aynı anda oldu. Beni hemen
teknenin sağından soluna doğru yöneltti.
Bizde yorum yapmaya başlamıştık. Galiba
lambuka
bu dedi Ufuk. Bende daha önce lambuka
yakaladığım için bu balık çok güçlü lambuka
olamaz diye cevap verdim. Kısa yol vermeden
sonra artık dizginler elimdeydi. Balığı
daha rahat çekmeye başlamıştık. Büyük balık
yakalamayı pek düşünmediğimizden kepçe,
kakıç v.b. gibi donanımızda yoktu. Misinayı
Ufuk'a verdim ve kollarımı sıvadım. Balık
eskisi gibi güçlü reaksiyon vermiyordu.
Ufuk yavaş yavaş çekmeye devam etti. Kısa
bir süre sonra balık teknenin hemen yanındaydı.
Ani bir hareketle kuyruğundan tutup tekneye
balığı aldım. Artık mücadele sona ermişti.
Hepimiz hayretler içerisindeydik. Sonunda
yakalanan balığın "ceylan"
olduğu bilinen bir gerçekti. Diğer bir gerçek
ise artık teknede ve kollarımdaydı. Hemen
yorumlar yapılmaya başlandı. Kesin 5 kilo
bu 1 metrede boyu var. Bir arkadaş turna
bu balık dedi. Bir diğeri ise kesin baraküda
bu dedi. Bense gayet emindim. Ceylan
balığı bu be kardeşim diyordum.
|
 |
oltacı
GÜNLÜĞÜ'nde yayımlanan standart
oltaciyiz.biz site içeriği dışında
ki diğer yazılı ve görsel tüm medyanın
özgünlüğü ve kaynağı yazarının sorumluluğundadır.
oltaciyiz.biz sadece yazar tarafından
verilen "özgündür" bildirimine
dayanarak söz konusu medyayı süreli
şekilde yayımlama haklarına sahiptir.Bu
bölümde yer alan yazılı ve görsel
nitelikteki her türlü medyanın yazarından
ve oltaciyiz.biz'den izin alınmaksızın
ve kaynak gösterilmeksizin kopyalanması,
çoğaltılması başka platformlarda
kullanılması / yayınlanması
5846 sayılı Fikir ve Sanat Eserleri
Kanunu hükümlerine bağlıdır.
|
|
|
 |
Bu
günce ile ilgili düşüncelerinizi oltacıFORUM'da
bizlerle paylaşabilirsiniz.
İlgili konu başlığına  |
|