gizlilikoltacıya MEDYATEST OFİSİweb yayımı hakkındailetişim
oltacı ATLASoltacı REHBERoltacıdan çizgili ANSİKLOPEDİoltacının GÜNLÜĞÜoltacıFORUM
TIRIVIRI savaşıdere tepesizden gelenfly fishingfotoğraf yarışması
ana sayfaya git
Sayfaya girişiniz:
 
Başlık Yeni takıntım "sürütme"
Yazar Ali BAYRAKTAR (Adana)
Tarih 11 Ekim 2007
Tanım Yerel Etkinlik

     
Bu yaz benim için çok şey değişti, birçok yeni başlangıç yaşadım. Tüm bu değişikliklerle tazelendiğimi, yenilendiğimi hissediyorum. 40 yaş sendromu, bende kısaca; “bıkkınlık, bezginlik ve yaşama sevincimin azalması” şeklinde kendini gösterirken, görev değişikliği nedeniyle (son 3 yıldır doğru düzgün yaşayamadığım) hafta sonlarıma kavuşmam, denizde kıyıdan bir adım daha içeri atabileceğim bir bot satın almam ve nihayet "sürütme" tekniği ile tanışmamla -ağır hasar vermeden (Allah'a şükür!)- yok olmaya başladı!...
On beş, yirmi gün önceydi, nihayet sabah balığa gideceğim için yine uyku tutmamaya başlamıştı. Nihayet diyorum, bu benim tekrar eski heyecanıma kavuştuğumu ifade ediyor çünkü. Ramazan tüm heyecanı ile devam ediyorken balığa gitmeye karar vermek, oruç tutmaya da ara vermek demek oldu. Davulcu çalmaya başladığında yola düştüm. Yalnızdım. Karataş'a yolum 55 km. idi. Yavaş yavaş yol aldım. Limana girip, botu suya sokacağım yerde durdum. Hava karanlık ve durgundu. Arabadan inip, karanlıkta dalgakırana vuran dalgaları duyabilmek için kulak kabarttım. Güçlükle duyabildiğim dalga sesleri vardı, deniz sakindi. Oysa Fatih bana o gün takvime göre fırtına (Turna Geçimi) olacağını söyle.

Yola Çıkıyorum
     Botu şişirip, 44 Lbs. elektrikli motoru taktım. Çift akü aldım bota, şafak attığında açılacaktım. Can yeleğimi giymek gelmese de içimden yine de aldım yanıma. Kepçemi, çapamı, suyumu, oltalarımı da koydum... Hala karanlıktı ortalık. Sabah ezanı okunalı yaklaşık 15 dakika olmuştu.
Bagajdan çay termosunu aldığımda yan taraftan birinin yaklaştığını hissettim. 50-55 yaşlarında, elinde 2,5-3 m.lik kamışı, omzunda oltacı çantası, ayağında çizmesiyle bir ağabeyimiz... Tam da görmek isteyebileceğim bir görüntüydü! O saatte ve o ortamda başka kim olsa çekilmezdi. Gün doğana kadar sohbet arkadaşım gelmişti işte. "Rasgele" ile başladık söze, çaya hayır demedi... Abimiz, Üniversal Hastanesi çalışanlarından. Kıyı oltacılığına sevdalı.. Okursa, kusura bakmasın, adını bir türlü anımsayamadım. Hafıza nankör! Bir gün önce de ordaymış, hiçbir şey alamamış. Ama bugüne umutlu başlıyor, "Dün çok bulanıktı deniz, bugün duruldu. İnşallah iyi olur..." diyordu.
Hava iyice ışıdı. Açıldım denize, hemen saldım oltamı suya... 15 kulaç kadar sağdım ve çırpmaya başladım. Rolantide gidiyor, sağ kolumla çırpıyordum, durmadan. Yavaş yavaş liman çıkışına vardım. Motor sessiz, ortam sessizdi. Limanda herkes uyuyordu adeta, bir ben, bir de sahilde bıraktığım oltacı arkadaşım ayaktaydık. Umutla atıyor, çekiyorduk oltalarımızı... Durmadan, her çekişte "Hadi, şimdi!" diye diye. Güneş her dakika biraz daha yükseliyor, dalgalar da sanki ona ayak uyduruyordu. Rüzgâr çıkmıştı hafiften.
Saat 10.00: Kollarım ve sırtım İyice Ağrıdı
     Limandan çıkmadan bir tur daha atmak istedim içerde. Çünkü kocaman bir “kefal” atlamıştı yanımdan. “Levrek”ten korkmasa atlar mıydı, öyle korkuyla! Bir tur daha, bir tur daha... Güneş yükseliyor ama çıkamıyordum limandan. İşte burası en son levreğimi çektiğim yer. Az ilerisi de daha önce “levrek” aldığım yer, derken, limandan çıkıyor, 25-30 m. sonra dönüp tekrar limana giriyorum. Yok, yok... Kolum ağrıdı, sol kolumla çırpıyorum. Tecrübeli bir ağabeyimiz de "Bu iş kamışla olmaz, kolunla çırpacaksın oltayı." demişti, geçen hafta. Hatta bir de Yozuri'nin 70 mm. Pins Minnow' unu vermişti bana "Bunu kullan, illa ki bu markayı, bu modeli" demişti, ayrıca. Olmuyordu... Limandan çıktım neden sonra, karşıdaki adalara doğru dümen kırdım. Israrla aynı sahte yemi kullanıyor, bana verilen tüyoya inanmak istiyordum. İlk adanın etrafından döndüm. İkinci ada... Onu da döndüm... Kıyıladım bu sefer, Karataş'ın doğusuna! “Neden olmuyordu, neydi eksik olan?” Sürekli bunu soruyordum kendime. Birinci akü bittiğinde saat 10’a geliyordu, elim boştu.
Kollarım ve sırtım iyice ağrımış, tuvaletim gelmişti. Güneş iyice yakmaya başlamıştı. Dizlerimde hissediyordum bunu. Ama mutluydum. Denizdeydim. Tutamasam da zararı yok, çabalıyordum. Bu da bana umut ve mutluluk aşılıyordu. Ada Cafe’nin olduğu adanın oralarda bir hareketlilik vardı. Bir sandalla üç kişi, adanın batı ucuna yanaşıyor ve acele ile ağ atıyorlardı. Batı ucunu çevirdiler çabucak adanın. Dalgalar yükselmişti. Onlara doğru yaklaştığımda, o iptidai sandallarına yer yer deniz suyu girdiğini görebiliyordum. Ama onlar gayet rahat davranıyorlardı. Üçü birden şortları ile daldılar suya. Ellerinde zıpkın da vardı. Çevirdikleri ağın içinde dalıp çıkıyorlardı. Ben bu manzarayı daha önce de görmüştüm aslında. Aynı tipler mi acaba, diye bakıyordum onlara. Olta attığımı unutmuş, yorgunluğun da etkisiyle hem yanlarından geçiyor hem de seyrediyordum. Dalgalar, kayığı adanın kayalıklarına çarptıracak gibi oluyor ama onlar buna bir şekilde mani oluyorlardı. Bu duruma o kadar alışık gibiydiler ki, benim gibi acemiler bu durumda paniklerdi mutlaka... Ama onlar çok rahat davranıyorlardı. .
Canım Sahte Yem Gitti!
     İyice dalmışım gördüğüm manzaraya… O muhteşem vuruntu, bana tokat gibi geldi. Ne olduğumu şaşırdım. Nerdeydim? Elimdeki misinayı böylesine tutup çeken neydi? Tüyo doğru muydu? Demek alıyordu bu yem… Aman Allah’ım, ne yaptım ben? Nasıl böyle dalıp gittim? Neden sabahtan beri yaptığım işten bu derece uzaklaştım sanki? Daha dikkatli olamaz mıydım? İşte bunlar geçiyordu aklımdan, motorun pervanesine dolanan misinayı çözmeye uğraşırken. Gitmişti canım sahte yem! Ama oda ne? Hemen 2 metre yanımda su yüzüne çıkmıştı, yüzer yem. Birden gözüme takılmıştı. “Yaşasın, yemi kurtardım.” demeye kalmadan, bir şapırtı yemin yanında, bir köpürtü… Bir daha, olmadı bir daha... Velhasıl, üçüncü hamlesinde aldı yemi tekrar ve gitti derinlere, o muhteşem “lagos”. Pervaneye dolaşan misinayı keserek kurtarabildim. Motoru tekrar suya daldırıp, rüzgârın ve dalgaların beni sürüklediği yerden, tekrar lagosun vurduğu yere doğru yöneldim. Öncekine benzer bir yüzer yem takmıştım bu kez sürütmeye. Dalgaya karşı motor son kademesinde ancak ilerleyebiliyordu. O da ne? İşte vurdu tekrar. Ama bu öyle güçlü değildi. Sonra gelen oltada “lagos”un karaltısı değil, aksine bir parıltı vardı. Gelen bir “melanur”muş meğerse. Kolayca aldım içeri. Elimin büyüklüğünde hemen hemen. Her balığın limitini nasıl bileceğim? Sanırım tecrübe edinene kadar bazı limit hataları yapacağım. Bilemiyorum, inşallah çabuk öğrenirim.
Attıkları ağı topladılar, yanlarından son kez geçerken… Baktım, “kefal”ler vardı iri iri birkaç tane. Ya ağa takılmış ya da ağa takılmayayım, derken zıpkına kurban gitmişlerdi. Ama çıkan balıktan memnun kalmadıkları anlaşılıyordu konuşmalarından. Limandan mı izliyorlar bilmiyorum, nasıl anlıyorlarsa? Çabucak gidip ağı çeviriveriyorlar, genelde “kefal” sürüsünü biliyorlar. Ve kaçırmadan çevirmeye çalışıyorlar. Bunu iki oldu görüyorum. Onlarında çabaları az değil, uğraşıyorlar. Ama et için, belli. Çünkü ağ girdi mi işin içine pek sportmenlik kalmıyor bence. Su altında, ağa takılmış balıkların görüntüsü her zaman hüzün vermiştir. Kalleşlik yapılmış gibi geliyor bana, o çaresiz hallerini gördüğümde… Oysa olta öyle mi? Bir gladyatör gibi dövüşür seninle, ipin diğer ucunda. Hem bilirsiniz, çoğu kez de o galip gelir!!!
Sevgili dostlar, Fatih KIRIKÇI kardeşimin dediği gibi, takvim doğru çıktı ve “Turna Geçimi” başladı öğleden sonra. İstemesem de çıkmak zorunda kaldım kıyıya. Sabah karşılaştığım oltacı ağabeyimiz iki “levrek” almıştı kıyıdan. Ufaktılar, hatta ben tutsaydım salardım onları, diye iç geçirdim. Ama iki günlük emek vardı o balıkların üzerinde. Ben gördüğümde çoktan ölmüşlerdi ayrıca. Vedalaştık, tekrar görüşmek dileğiyle. Bir av daha böyle bitti. İnşallah nicelerine birlikte...


     Tüm www.oltaciyiz.biz topluluğuna ve yapımcımıza rasgele!
© www.oltaciyiz.biz
yazarın kaleminden
Diğer Günceler

        [kronolojik sırayla listelenmektedir]


fotoğraf-1
fotoğraf-2 Ali Bayraktar ©www.oltaciyiz.biz fotoğraf-3
Bu günce ile ilgili düşüncelerinizi oltacıFORUM'da bizlerle paylaşabilirsiniz.
İlgili konu başlığına

oltacı GÜNLÜĞÜ'nde yayımlanan standart oltaciyiz.biz site içeriği dışında ki diğer yazılı ve görsel tüm medyanın özgünlüğü ve kaynağı yazarının sorumluluğundadır. oltaciyiz.biz sadece yazar tarafından verilen "özgündür" bildirimine dayanarak söz konusu medyayı süreli şekilde yayımlama haklarına sahiptir.Bu bölümde yer alan yazılı ve görsel nitelikteki her türlü medyanın yazarından ve oltaciyiz.biz'den izin alınmaksızın ve kaynak gösterilmeksizin kopyalanması, çoğaltılması başka platformlarda kullanılması / yayınlanması 5846 sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Kanunu hükümlerine bağlıdır.

   
 
                            yayınımız şu ana kadar oltacıTRAFFIC kez ziyaret edildi
javascript hit counter