 |
| Başlık |
Duble
Sinarit |
| Yazar |
Aygün
BAŞARIR (Çanakkale) |
| Tarih |
29
Eylül 2007 |
| Tanım |
Yerel
Rapor |
|
İstanbul'dan
Gelibolu'ya uzanan 3 saatlik yol boyunca
kimsenin balıktan bahsetmemesi bana enteresan
gelmişti... Bir önceki hafta su üstü yapmayı
beceremediğimiz balıklar hepimizi germiş,
takımlarımıza olan itimadımıza gölge düşmüştü....
Dişli
ve çok güçlü dip balıklarınla yaptığımız
mücadeleye, ölçüsündeki mono fılament misinalar
dayanamamış ve kopmuşlar idi... Takımları
kesen canavarlar, "zargana"da çelik veya
ip misina kullanımına muhalefet ederek,
sunulan ikramları kesinlikle reddediyorlardı.
Peki ne yapacaktık?.. İğne bağladığımız
misina kalınlıklarını 0.75'e kadar zaten
çıkartmış idik... Ek olarak 0.15 braid(ip)'le
takviye edip ikili bağlantı yaparsak, takım,
dişli balıklara karşı biraz daha güvenilir
olabilirdi. Bütün yol boyu, balıkla ilgili
konu burada takılı kalıp bitti. Gerisini
de kapanan yazlıklar, açılan okullar nedeniyle
kişi başına düşen "gayri safi milli balık
(GSMB)" miktarındaki artışları güncelleyip
Saroz'daki evimize kadar gittik...
29 Eylül Cumartesi sabah 06.15'te Diran
Ağbi ile ben, tekneyi limanda hazırlayıp
"zargana" tutarak sitenin iskelesine getirdik.
İki tane misafirimiz var: Bir tanesi emekli
ve kara avcısı Necdet Bey; diğeri de müzisyen,
şarkı söyleyip CD çalışmaları yapan Levent
Hurman. Tam tekneye uygun iki mükemmel arkadaş.
Ne suluya, ne de susuza (hiçbir şeye)
karışmayan iki kepçeci. Her eve lazım: Allah
eksikliklerini göstermesin... Neyse, koskocaman
bir cumartesi gününü -uyum süreci ilan edip-
hiçbir şey yapamadan bitirdik. Ne olması
gereken standartlarda "zargana" yakalayabilmiştik,
ne de yemekten-içmekten başkaca bir endişeye
mahal kalmıştı zaten.
Düşünün ki bir denizin içindeki tuzlu suyu
boşaltıp yerine cıva doldurmuşlar! Münferit
tek bir dalgacık yok! Deniz yüzeyi, bir
platformmuş gibi hareket ediyor... Kuzey
başı yükseliyor ya, güney başı da yavaş
yavaş sulara gömülüyor sanki. Görüntüden
sarhoş olan rakı içiyor ve gerçekten de
sarhoş olup denize giriyor. Ayılan, neden
sarhoş olduğunu anlamıyor ve yanlışı düzeltmek
için zaten yine rakı içiyor! Üç adet canlı
yemle donatılmış takım, değişik derinliklerden
geliyordu ve ben de üstüne bir vobler, bir
kaşık, bir de floşlu takım kondurdum. Üstüne
iki de yumurta kırmış dahi olsam, gerçekleri,
dolapta dondurulmuş olarak bekleyen bir
önceki haftanın sinarit filetoları belirledi.
Böylece bir başka gerçeği de öğrenmiş olduk:
Çok sakin denizler, balık yapmıyor amma
iyi kafa yapıyormuş!
30 Eylül Pazar günü, yine saat 06.15 ve
yine aynı ekibiz. Tekneye -boş rakı şişesi
dahil- bilumum alkollü içecekleri sokmayı
yasakladık. İlk farkı, "zargana" boylarına
gelen prömiyer lig standartları ile de fark
ettik zaten. Bugün, dünü yaşamamamız gerekiyor;
aksi takdirde insülin'e başvuracak ilk aday
benim! Bir önceki haftanın programı içersinde
yaşadığım üç adet kimliği belirsiz balık
tarafından kesilip elime verilen misinaların
acısını, adeta damarlarımda hissediyorum...
Alternatifsiz olan 55 ve 65 cm. boylarındaki
her iki "zargana"yı da üçer iğne ile donatarak
ve 87 mm.lik İtalyan misinasını 0.15'lik
ip ile güçlendirip çift kat yaparak 35 metre
derinliğe yolladım. Bunları, benim meşhur
haramilerin bacasından içeriye soktuğuma
da eminim ayrıca. Giderken olmadı ama dönerken,
5 kuvvete çıkan ve de bizi kafadan karşılayan
yıldız rüzgârları ile takımlar daha bir
oturdu, daha bir işinin erbabı oldu sanki...
İlk vuruşu saat 16.00'da aldık. Hem dersini
almış hem de dersine çalışmış bir oltacı
olarak tüm dikkatimi balığı tanımlamaya
vermiştim. Kısa bir süre sonra gelen cevap,
aşağıdakinin "sinarit"
olduğunu ortaya koyunca da hiç yol vermeden
balığı su üstüne çıkartıp kepçe yardımıyla
balığımızı içeriye aldık: Tam 10.300 gr.
geldi. Benim yakaladığım en büyük "sinarit"
ve "sinarit"teki
en önemli trofem oldu.
Diran Ağbi, sert rüzgârın etkisiyle "Dönelim
mi acaba..." da dese, elde kalan asıl büyük
"zargana"yı kısa bir tekne deparı sonrası
-güvendiğimiz bir avlakta- tekrar
aynı sulara postaladım. Hepsi yarım saatti
balıksız geçen ve tekrar koca çıkrık alarm
verdi. Balık yine "sinarit"ti ve oyalanmaya
yine gerek yoktu. Balığı 5 dakikada güverte
yaptım ve hemen tarttım: 8.750 gr. ağırlığı
ile neşemize neşe kattı! Söylenecek hiçbir
şey yok: iki balık yakaladık ve toplamda
19.050 gr. mevcudumuz oldu. Bir günde yakaladığım
en yüksek "sinarit"
tartımını ve sıralamada da ilk ikiyi oluşturuyorlardı...
Yakaladıklarımızın bunlarla sınırlı kaldığını
zannediyorsanız, inanın yanılıyorsunuz:
Dönüş yolunda ayrıca bir de kaçak yolcu
yakaladık! Saklıdan tekneye giren ve yakalanan
balıklardan sonra ortaya çıkan 1 kg.lık
kaçak yol arkadaşını, yani "Yeni Rakı"yı
denize atacak halimiz yoktu ya?! Depozitosunu
alabilmek adına, korumakta fayda gördük...
Sevgiyle ve bu sayfalarda kalın.
|
|
 |
Bu
günce ile ilgili düşüncelerinizi oltacıFORUM'da
bizlerle paylaşabilirsiniz.
İlgili konu başlığına  |
 |
oltacı
GÜNLÜĞÜ'nde yayımlanan standart oltaciyiz.biz
site içeriği dışında ki diğer yazılı ve görsel
tüm medyanın özgünlüğü ve kaynağı yazarının
sorumluluğundadır. oltaciyiz.biz sadece yazar
tarafından verilen "özgündür" bildirimine
dayanarak söz konusu medyayı süreli şekilde
yayımlama haklarına sahiptir.Bu bölümde yer
alan yazılı ve görsel nitelikteki her türlü
medyanın yazarından ve oltaciyiz.biz'den izin
alınmaksızın ve kaynak gösterilmeksizin kopyalanması,
çoğaltılması başka platformlarda kullanılması
/ yayınlanması
5846 sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Kanunu
hükümlerine bağlıdır.
|
|